Pages

Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.01.2011

Eyvah Eyvah 2 (2011)


Bazen iyi bir film yapmak için, milyon dolarlak harcamak, Amerikalara gitmek ya da kocaman ilanlarla filmi pazarlamak gerekmez. Bazen, sıcacık bir hikaye, içine biraz Ege, biraz da güzel insan hikayeleri ekleyerek muhteşem bir sonuç elde edilebilir. İşte Eyvah Eyvah 2, bu özellikleri sonuna kadar taşıyan bir film. Yada ben duygusal davranıyor olabilirim. Çünkü, annanem ve dedem birer Çanakkale'li olararak yıllardır Geyikli'de oturuyolar ve benim çoçukluğum ve gençliğimin yaz ayları hep bu filmin sahnelerinde gördüğünüz o güzelim yerlerde geçti. Neyse bu kadar kişisel enformasyon ve nostalji yeter:) Filme geri dönersek eğer, ilk filmin oyuncu kadrosu ile ikincisi nerdeyse aynı. Senaryo ve yönetmen de değişmemiş. İlk filmde, babasını sağ salim bulan Hüseyin Badem içi rahat bir şekilde Geyikli'ye ve Müjgan'nına dönmüştür. Hatta yanında sevgili Firuzan Abla'sını bile getirmiştir. Tam aşkını, Müjgan'a açmaya karar veren Hüseyin'in karşına bu sefer de birsürü engel çıkar. Sağlık ocağına yeni atanan doktor, Müjgan'ın yarbay emeklisi babası ve insan tacirleri vs. Her detayı başarı ile işlenmiş, muhteşem oyunculukların görsel ziyafetler ile bütünleştiği bir film olmuş. Kuzey Ege, insanın kusursuza yakın doğası ve yaşantısı da filme çok başarılı bir şekilde yansıtılmiş. Filmden aklıma kalan detayları aşağıda sıralıyorum;

- trakyalı şhrek ve köy yumurtası:) Firuzan'ın, Hüseyin'e taktığı lakaplar.
- al kızını koy çuvala, salla salla vur duvara şarkısı:)
- emekli asker babanın, kendini kışlada sanan tavırları..
- ispanyol ismail'in zorlama ispanyol şarkıları
- özge borak'ın doğal ve sevimli gülücükleri :)
- dede rolünde ki salih kalyoncu'nun muhteşem oyunculuğu!!
- ve güzelim Çanakkale!!!

23.04.2010

Vavien


Şok içersindeyim, dün gece filmi izledim ve kendi kendime kızıyorum saatlerdir, nasıl kaçırdım ben bu muhteşem filmi diye. Yıllardır, hep aradığım ama bulamadağım tadı ilk defa bir Türk Filmin de yakaladım. Çok ince ve kurnazca hazırlanmış senaryo, başarılı görüntü yönetmenliği ve muhteşem müzikler. Tabiki, oyunculukları da unutmamak lazım, Settar Tanrıöven ve Binnur Kaya tam anlamıyla döktürmüşler. Engin Günaydın ve Serra Yılmaz'da yine başarılı oyunculuklar çıkarmışlar.

Sıradan Anadolu insanı ve onun yaşatısını konu alan film. Ayrıca, kasaba esnafının hayatını da çok güzel bir şekilde işliyor. Engin Günaydın'ın abisine ait olan, Erbaa'da ki elektirikçi dükkanı da, bu film için biçilmiş bir kaftan gibi. Konuya gelirsek eğer, Celal kasaba da küçük bir elektrikçi dükkanına sahip olan, sıradan bir adamdır. Karısı ve oğluyla birlikte mutsuz bir yaşam süren Celal'in tüm eğlencesi abisi Cemal ile Samsun'a pavyona gitmektir. Karısı Sevilay ise, tüm zamanını evinde geçiren ve kocasını mutlu etmeye çalışan bir kadındır. Ama, Celal'den gizli Almanya'da ki babasının gönderdiği paraları biriktirmektedir. Borç batağı içinde ki Celal'de bu parayı bir çıkış yolu olarak görür ve sinsice bir plan hazırlar ama işler daha da içinden çıkılmaz bir hal alır ve tarji-komik olaylar birbirini izler...

Her detayı ile izleyiciyi şaşkına uğratan bir film. Öncelikle Vavien metaforu filmde çok başarılı bir şekilde yansıltılmış ve senaryo vavien metaforu üzerine oturtulmuş. Celal'in yaşadığı gelgitler, Sevilay'ın hayata geri dönüşü ve abisi Celal'in üstlendiği Vavien rolü tam anlamıyla şahane. Ayrıca, Celal'in neon çakmağı, porno arşivi, cinayet provası, otomatik açılan kapı, Anadolu pavyonu detayları, inşaat açılışın da ki beyaz, turuncu, mavi(akp'nin renkleri) balonlar, hepsi tam anlamıyla süperdi... Taylan Biraderlere ve Engin Günaydın'a sinemamıza böyle önemli bir kara mizah örneği kazandırdıkları için minnetlerimi sunuyorum...

7.12.2009

Neşeli Hayat


Bu güne kadar yaptığı her işte başarılı olmuş bir kişinin yeni filmini izleyecek olmak , doğal olarak beklentilerimizi yukarıda tutmamıza neden oluyor. Ama, unutmamamlıyız ki bu film mütevazi bir yapım. Zaten, Yılmaz Erdoğan ve filmin oyuncuları bu noktada, filmin üzerine çökmüş gereksiz beklentiyi dillendirmişler. Sıradan bir mahallede yaşiyan, sıradan adam Rıza Şenyurt'un hikayesinin konu alındığı filmde, hüzün ve sevinç bir araya girmiş. Genellikle, tek karakter üzerinde durulan filmde, BKM Mutfak oyuncuları, hocalarına yan rollerde destek vermişler. Bir nebze, Ersin Korkut ve Büşra Pekin başrollerde gereği kadar rol almış ve iki oyuncu da mükemmele yakın oyunculukları ile gelecek için umut vaad etmişlerdir. Rıza Şenyurt, kenar mahallede geçim zorlukları ile yaşıyan bir adamdır. Birgün, kapısına kadar gelen Neşeli Hayat, saadet zincirine hayır diyemez ve bu şirketin ürünlerinin satmaktan sorumlu bir görevli haline gelir. Kozmetik ürünler satan bu şirket, 2yılda zenginlik vaad etmekte ve üyelerini kandırmaktadır. Elinde ne var ne yok bu işe giren Rıza, arkadaşlarının bir kısmınıda bu şirkete dahil etmiştir. Şirketin kullandığı ürünlerde zararlı bir madde ortaya çıkması ile, ürünleri elinde kalan Rıza büyük bir darbe yemiştir. Arkadaşları tarafından mahkemeye verilen Rıza, bir yandan borçlarını ödemek için geçiçi işler peşinde koşturmakta(Noel Babalık gibi) bir yandan da karısı ve kayınçosu Lokman Yusuf'un dertleri ile uğraşmaktadır. Komedi unsurlarının pek fazla olmadığı, genel olarak dram ve sosyal öğelerle kaplı bir film. Verdiği mesajlar ve kenar mahalle yaşantısını özetlemsi itibarı ile son derece başarılı buldğum bir yapım. Sinemada, kaliteli bir Türk Yapımı komedi-dram filmi izlemek isteyenlere tavsiyemdir...

22.10.2009

Kanal-i-zasyon


Film 23 Ekim Cuma(yarın) vizyona girecek aslında ama filmin İstinye Park'ta yapılan galasına gitme şansım oldu ve izlenimlerimi sıcağı sıcağına yazabilme imkanı buldum.Değerlendirmelere başlamadan önce,Okan Bayülgen'in oyunculuğa dönmüş olması filmin bana göre en büyük artısı olmuştur diye belirtmek istiyorum.

Gala izlenimleri gibi magazinel muhabbetleri geçip filme dönersek;Kanal-i-zasyon'un yönetmenliğini,bir zamanlar Şahan Gökbakar'ın televizyonda yayınlanan skeçlerinin yönetmeni olarak tanıdığımız Alper Mestçi üstlenmiş.Alper Mestçi denince akla ilk gelen hep Şahan Gökbakar olmuştur ancak Kanal-i-zasyon'un Mestçi'nin ilk filmi olmadığını belirtelim.Mestçi, daha önce önüne hangi türe ait olduğunu belirten cinsten bir sıfat koyamayacağımız Musallat filminin de yönetmenliğini yapmıştı.Bu anlamda,Kanal-i-zasyon'u,yönetmenin ilk filmine nazaran çok daha fazla ciddiye alabiliriz diye düşünüyorum.Öte yandan,çoğu kişinin aksine ben Alper Mestçi'yi,Hüseyin Özcanla birlikte hazırladıkları,Milliyet'te çıkan "Serin Duruş" köşesinden tanıyorum.Köşede ünlülerin gaflarını ve mizah yazılarını paylaşıyorlardı ve gerçekten çok başarılılardı.Yani,kendi adıma,yazar Alper Mestçi yönetmen olanından daha başarılı diyebilirim.Kanal-i-zasyon'un yazım ekibinin içinde de olduğunu söyleyelim.

Filmin tek amacı günümüz televizyon programlarını "ti"ye almak ve televizyonculuk işinin ne kadar basitçe yapıldığını göstermek.Zaten Hakan Yılmaz'da filmin içindeki "Adam osurdu ve sen güldün.Öyle mi?" cümlesiyle filmin tüm niyetini belli ediyor.Okan Bayülgen'in projeyi kabul etmesini ve hatta benimsemesini de filmin niyetine bağlayabiliriz.Sonuç olarak Okan Bayülgen'de yıllarını bu tür programları eleştirmek için harcamadı mı?İşte Kanal-i-zasyon tam olarak böyle bir film.Komik mi?Çok komik sahneleri var gerçekten.Yaratıcı olabilmiş mi?Yeterince.Oyuncu kadrosu da gayet iyi.Okan Bayülgen,Rasim Öztekin,Erol Günaydın,Hakan Yılmaz gibi çok bilindik,yıldız oyuncular var filmde.Bir de Serhat Özcan var tabii RED derigisindeki yazılarıyla daha bir tanıdığımız,sevdiğimiz.Üstelik bu oyuncu kadrosunun yanında,bir o kadar ünlü konuk oyuncu kadrosu da var.Metin Uca'dan Ahmet Çakar'a,Medyum Memiş'den Hakkı Devrim'e kadar bir sürü isim daha...

Yazıyı böyle bitse çok güzel bir film olmuş gibi gözükecekti ama ne yazık ki herşey o kadar toz pembe değil.Film bu güzel yönlerinin dışında uzun bir skeç gibi olmuş adeta.Skeçten bir film gibi.Nedense,bir film olarak göremiyorsunuz hiç bir zaman ve Şahan Gökbakar'ın skeçlerinde yaşadığımız duyguyu hatırlayacak olursak:bir süre sonra,ne kadar komik olursa olsun sıkılıyorsunuz.Kanal-i-zasyon'da da böyle oldu.Herşey çok güzel giderken nasıl olur da insan sıkılır?Söyleyeyim,yaptıkları komedinin bir sonu yok ve espriler,karakterler çok karikatürize.Özellikle,sadece Okan Bayülgen filmin en büyükartısını ve eksisini yaratmış gözüküyor,yılalr sonra oyunculuğa dönüşüyle ve canlandırdığı İmdat karakteriyle.Fakat İmdat'a dönersek:o ne kadar karikatürize bir karakter öyle?İmdat'ın doğulu bir karakter olmasına ne gerek vardı?Bu da bir klişe değil midir?İmdat üstünden televizyon halleri,klişeleriyle dalga geçmek isterken dalga geçilecek duruma düşürmüş filmi Okan Bayülgen.Üstelik Okan Bayülgen'in doğulu aksanı yapamadığını,ağzında ne kadar iğreti durduğunu herkes biliyor.Hal böyle olunca,film gibi izleyemiyor izleyici perdeyi.Skeçler filmi olmuş.Siz yine de gidin izleyin derim.Akşam "Var Mısın,Yok Musun" izlemektense...

8.10.2009

Kampüste Çıplak Ayaklar


Bu sezon birçok Türk Filmi gösterime girecek ve herzamanki gibi birkaçı haricinde çoğu beklentilere cevap veremiyecek. Benim kişisel olarak bu sene favorilerim; Kıskanmak, Uzak İhtimal ve İki Dil Bir Bavul. Gerçi izlemeden önce, Kampüste Çıplak Ayaklar'da favorilerim içindeydi. Gerek muhteşem afişi ve gerek de filmin, Türkiye dışında Fransa ve Hindistan'da çekilmesi çok ilgimi çekmişti. Ayrıca, yönetmen Cansel Elçin'in bazı Sinema programlarında filmini öyle bir anlatmıştı ki, ben Türkiye'den de bir Amelie çıkabilir mi diye gerçekten düşünmüştüm. Hikaye İstanbul'da bir üniversite'de geçiyor, ve birkaç öğrencinin hayatlarından kesitler sunuyor. Kimisi sevgilisi tarafından terk edilmiş, kimisi sevgiyi ve aşkı tek gecelik ilişkiler de arıyor, kimisi ise genç yaşta evliliğin sorumluluğunu üstüne almış. Bu sorunlu geçlerin hepsi aynı sınıfta toplanmış. İşte birgün o sınıfın kapısı çalar ve içeri Hintli bir kız girer. Adı, Şiva'dır baştan duruşu ve kıyafetleri ile alay edilen kız, zamanla olaylara getirdiği olgun bakış açıları ve içini doldurdğu mitolojik hikayeler ile arkadaşlarının dikkatini çeker. Ama aslında, Şiva'nın herkesten sakladığı bir sırrı vardır. Şiva, Hint'li değildir, sadece çoçukluğundan beri Hint Mitolojisi'nin etkisinde kalmış ve annesi öldükten sonra derin psikolojik sorunlar yaşayan bir kızdır. Şiva bu problemleri ile yüzleşirken diğer ana karakterimiz Deniz ise ayrıldığı erkek arkadaşının peşinden Fransa'ya gider ve hayalkrıklığı ile döner. Artık, en büyük hedefi olan kısa film yönetmenliği için uğraşmaya başlar. Film, Türk gençliğinin sıkıntılarına ve birey olma yönünde ki çabalarına değinmiş. Ama ortada sağlam bir senaryo ve kurgu olduğunu söyleyemem. Senaryoda ciddi kopukluklar var, filmin başlangıcı gereğinden uzun, sonu ise gereğinden daha kısa sürüyor. Geçişler de de ciddi sorunlar var ve genç yönetmen parçaları birleştirmekte bazı sorunlar yaşamış. Fakat, Hint mitolojisin'den olan sahneler hafif abartılı olsa da hoşuma gitti ve anlatılan bazı Hint hikayeleri gerçekten hoştu. Kısacası, beklentinizi çok yükseltmeden izleyeceğiniz bir film. İyi seyirler...