Pages

90'lar yapımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
90'lar yapımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.08.2010

Sleepless in Seattle (1993)



Geçen günlerde bir müzik marketi gezerken buldum bu filmi. Yıllar önce, tahminim 1996yılıydı heralde ilk defa yılbaşı arifesinde Show Tv'de izlemiştim. 10yaşında olmama rağmen çok eğlenceli ve romantik bulmuştum bu filmi. Tabi sonra koca atlası açıpta, Seattle'i ve Baltimore'u araştırmama da vesile olmasıda cabasıydı. Daha öncede söylemiştim, 90'li yıllar Hollywood yapımı romantik ve komedi filmlerini çok severim. O daha saf olan duygusal beklentiler, arka fonda çalan muhteşem soul ve jazz müzikler, havaya balonlar fırlatılan yılbaşı baloları ve uzun geniş pardasülü ablalar ve abiler,bu detayların hepsi beni benden alır ve çoçukluğuma götürür. Ve, ne güzeldi o 90'lar dedirtir. İşte, karşımızda bu filmlerden biri var. Yönetmenliğini, When Harry met Sally ve You ve got mail ile tanıdığımız Nora Ephron'un üstlendiği filmin, oyuncu kadrosuda bir o kadar geniş. Tom Hansk (Sam) ve Meg Ryan (Annie)'yi başrollerde görüyoruz. Diğer oyuncular ise; Bill Pullman, Ross Malinger ve Victor Garber'i görüyoruz.



Eşini kısa bir süre önce kaybetmiş olan Sam (Tom Hanks)oğlu Jonah ile başbaşa kalmıştır. Bir yandan küçük oğluyla ilgilenmek zorunda olan Sam bir yandanda eşinin hatıraları ile yaşaması, hayatını zorlaştırmaya başlamıştır. O da çareyi, tası tarağı toplayarak, Seattle'a taşınmakta bulur. Bir gece, oğlu Jonah, ulusal bir radyo programına katılır ve babasının yeni bir eşe ihtiyacı olduğundan bahseder, işte o anda tüm hayatları bir değişim sürecine girer. Amerika'nın dört bir yanından Sleppless in Seatlle'a yani Sam'e mektuplar gelir. Hepsi nerdeyse aynı derecede tek düze ve basittir sadece biri hariç, Baltimore'dan Annie'nin (Meg Ryan) mektubu dışında. Aslında, Annie'de evlenmek üzere olan genç bir kadındır, ama bir sihir aramktadır işe o sihir, belkide çok uzaklarda Seattle'da dır. Ama, bu sihir birleşme için gerekli bağlantıyı küçük Jonah yapacaktır ve bu birleşme pek de kolay olmayacaktır:)



Bir çok Hollywood yapımı romatik komedi filminin, kimi zaman örnek aldığı, kimi zamanda içinden alıntılar yaptığı, küçük ve samimi bir film. Tavsiyem, romantik-komedi sevenlere, eğer sevmiyorsanız sıkıcı ve klişe bulabilirsiniz. İyi seyirler...

13.03.2010

Pleasantville



90'lı yıllarının son bölümünde yapılmış en iyi filmlerden biri olan, Pleasantville, gerek kurgusu, gerekse de görüntü zenginliği ile çok öne çıkmış bir yapımdır. En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm ve En İyi Orjinal Film Müziği dallarında Oscar'a aday olmuş bu film, birçok festivalden de ödülle dönmüştür. Gary Ross'un yazıp yönettiği bu fantastik dramanın, başrollerini ise Tobey Maguire ve Reese Witherspoon paylaşıyor. Yan rollerde ise karşımıza, Joan Allen, William H.Macy, Jeff Daniels ve J.T. Walsh gibi başarılı isimler çıkıyor.



90'larda yaşadıkları hayattan pek memnun olmayan David ve Jennifer, 50'li yılların ünlü dizisi Pleasantville'i izlerken, bir anda kendilerini fantastik bir şekilde dizinin tam ortasında bulurlar. Zamanla, bu siyah-beyaz sitcom diziye alışan kardeşler, diziye yeni bir soluk ve renk getirirler. Onların getirdiği değişikler sonrası, Pleasantville halkı, yeni şeyler tatmaya ve yaşmaya başlarlar ve zamanla dizi de ki çoğu karakter renklenmeye başlar, ama inatla siyaz-beyaz kalan bir kısım kasabalı, gidişattan pek memnun değildir...



50'li yılların siyah-beyaz gözüken dünyasını, renklendiren bu film, bir yandan da nostaljik bir yolculuk yaşamamızı sağlamış. Bir yandan bunları yaparken, diğer yandan da mesaj veren ve ABD'nin toplumsal yapısını ve insanın en öenmli değerlerini sorgulayan bir yapım olmuş. Herkese tavsiye edebileceğim, sanatsal zenginliği yüksek, fantastik bir drama filmi, iyi seyirler...

25.02.2010

Seven Years in Tibet


Jean-Jacques Annaud'un yönettiği 1997 yapımı bu, tarihi- macera filmi, içinde barındırdığı dostluk ve dram öğeleri ile de dikkatimizi çekiyor. Bana göre, sinema da en iyi tarihi filmleri çeken kişiler içinde olan yönetmen Annaud, yine çok başarılı bir işe imza atmış. Başrollerini, Brad Pitt, David Thewlis ve Ric Young'ın paylaştığı filmde, birçok yerel oyuncu da filme katkıda bulunuyor.

Avusturya'lı dağcı, maceraperest Heinrich Harrer 2.Dünya Savaşı yıllarında ülkesinden uzaklaşarak, Himalayalara gider. Naziler tarafından, Himalayalara tırmanmak için finanse edilen Harrer, İngilizlere yakalnır ve savaş esiri olarak bir hapishanede tutulur. Kıvrak zeka eseri bir planla, hapishaneden kaçan Harrer, Tibet yakınların da ki Lhassa adlı kutsal kente girmeyi başarır. Bir yandan yeni doğmuş oğlunu düşünen Harrer, bir yandan da karısında gelen boşanma davasını içine sindirmeye çalışmaktadır. Rahat ve esprili tavırları ile yerel halkın sevgisini kazanan Harrer, Lhassa kentinin ruhani lideri çoçuk yaştaki Dalai Lama'nın dikkatini çeker. Genç Dalai Lama, Harrer ile yakın bir arkadaşlık kurmaya başlar ve ondan Avrupa ve Batı Dünyası hakkında bilgi edinir ve zamanla Harrer onun bir bakıma danışmanı haline gelir. Harrer, ise bu süre boyunca yaşadıklarını ve hayatı sorgulamaya başlar ve derin bir şekilde Budizm felsefesinden etkilenir. Bu arada, Çin ile Tibet, arasında gerilim büyür ve Çin, Tibet'i işgal etmeye başlar. Artık, Herrer ve genç dostu Dalai Lama yol ayrımındadır.

Çin'in işgali boyunca, Tibet halkının yaşadıklarını ve hissettiklerini çok gerçekçi bir dilde aktaran film, genç Dalai Lama'nın verdiği mesajlarla daha da anlam kazanıyor. Brad Pitt'in ise başarılı oyunculuğu ile yine göze çarpıyor. Başarılı, bir tarihi yapım, izlemeye değer...

28.01.2010

Beetlejuice (Beterböcek)


Beetlejuice, 90'lı yıllarda çoçuk olmuş herkes için, fenomen olmuş bir filmdir. Yıllar içinde defalarca izlemiş olsam da, tekrar tekrar aynı zevki aldığım ender fantastik yapımlardan biridirde ayrıca. Yönetmenliğini, Tim Burton'un yaptığı film de , yönetmen masalsı, karanlık ve gotik bir dünya yaratmış. Oyuncu kadrosunda baktığımız ise şu isimler karşımıza çıkıyor; Micheal Keaton, Geena Davis, lec Baldwin ve Winona Ryder.

Genç ve mutlu bir çift olan Adam ve Barbara, talihsiz bir şekilde geçirdikleri trafik kazası sonucu ölürler. Hayattayken bir ömür boyu yaşamayı düşündükleri ev de ruhları bir şekilde hapis kalır ve evlerinde yaşmamaya devam ederler. Ancak, rahatları pek uzun sürmez, şehirli görgüsüz bir aile ve gotik kızları eve taşınırlar. Evi, baştan aşağı değiştiren ve Adam ve Barbara'nın tüm romantik anılarını silmeye çalışan evin yeni sahipleri, kahramanlarımızın canına tak eder. Evden, yeni sahipleri kovmak için elinden geleni yapan, Adam ve Barbara en son çareyi ruhlar alemenin, en belalı ve en çılgın karakteri olan Beterböcek'i çağırmakta bulur. Fakat, Beterböcek'in eve gelmesi ile, işler içinden daha çıkılmaz bir alır.

Her yönü ile insanı mest eden ve Tim Burton'a hayran olma sebebi yaratan bir film. Masalsı, komik,fantastik bir gerilim filmi. Ayrıca, müzikal unsurları da unutmamak lazım... İyi seyirler...

12.11.2009

Coming to America (Amerikan Rüyası)



80'li ve 90'lı yıllar Hollywood yapımı komedi filmleri çok hoşuma gider ve uzun zamandır bu tarz filmlerden örnek vermediğimi hissettim. İşte bu noktada 1988 yapımı Coming to America filmi aklıma geldi. Geçen akşam filmi tekrar izledim ve tekrar çok güldüm.Başrollerini komedi ustası Eddie Murphy ve Arsenio Hall'un paylaştığı filmin, ayrıca senaryosu da Eddie Murhy'e ait. Biliyorum son zamanlarda Murphy çıtasını bayağı bir düşürmüş olsada bu film bence en iyi filmi. Gerek orjinal konusu, gerek oyunculukları gerekse de 80'li yılların zenci ve kenar mahalle kültürünü başarılı ve komik bir şekilde anlatması da cabası.



Akeem(Murphy) Afrika'da Zamunda adlı bir ülkenin tahtının tek varisi olan zangin bir prens'dir. Hayatı, boyunca istemeden de olsa hiç bir çaba sarf etmeden hayatın tüm güzellikleri önüne serilmiştir. Tüm işleri sadık uşakları tarafın dan yapılmış olan Akeem, ne kendi başına dişini fırçalamış ne de ayakkabılarının bağcıklarını bağlamıştır. 21. yaş dönümüne gelince ise anne ve babasının kararlaştırdığı bir şekilde soylu bir Zamunda'lı ile evlendirilmek istenir. Buna karşı çıkan Akeem, babasının onayını alarak gezmek ve kraliyet tohumlarını yaymak için Amerika'ya gider.Ama aslında Akeem'in Amerika'ya gitme nedeni aşık olup , evleniceği kızı bulmaktır.New York'a varır varmaz, tüm şatafatlı hayatını kenara bırakarak, en sade Amerika'lı gibi kenar mahallede yaşayıp, bir hamburgerci de çalışmaya başlar. Kısa sürede yeni arkadaşlar edenin Akeem, ayrıca hayatının aşkını da bulur ve olaylar bundan sonra daha eğlenceli ve içinden çıklımaz bir hal alır.



Daha önce söylediğim gibi Murphy'nin en başarılı filmlerinden biri. Konu çok orjinal, ayrıca gerek Afrika'lı kostümleri gerekse de New York'lu kenar mahalle gençliğini yansıtan kıyafetler çok başarılı. Her zamanki gibi Murphy bu filmde de birçok rolü üstlenmiş ve berber de çalışan yaşlı usta tiplemesi bir mükemmel:) Çok eğleneceli ve komik bir film, tavsiyemdir. İyi seyirler...

24.09.2009

Le Grand Bleu (Derinlik Sarhoşluğu)



Oldum olası, Akdeniz temalı filmler hep dikkatimi çekmiştir. İşte bu filmde onlardan biri, Luc Besson imzasını taşıyan film, 1988 yapımı. Usta yönetmen, lise çağlarında en büyük zevki olan dalmak tutkusunu, daha o zamanlar taslağını hazırladığı bu filmle bize gösteriyor. Ayrıca, yönetmen daha sonraları hazırladığı Atlantis belgeseli de deniz tutkusunu gözler önüne seriyor. Zaten daha önce amatör olsada dalış yapmamış birinin böyle bir filme imza atması imkansız gibi.


Hikayemiz, iki çocukluk arkadaşını konu alıyor, Enzo ve Jacques dalmayı Yunan adalarından birinde öğrenmiş biri Fransız diğeri İtalyan bir çoçuktur. Aralarındaki rekabet ve dostluk çoçukluk yıllarına dayanıyordur. Jacques babasını talihsiz bir kazada kaybetmiş ve adadan ayrılmıştır. Enzo'da, Güney İtalya'ya dönmüştür. İkiside, yıllar sonra, serbest dalış konusunda dünya çapında iki isim haline gelmişlerdir. Ama, aralarında ki en büyük fark , Enzo'nun rekor kırmak için dalması, Jacques'in ise denizle arasında özel bir bağ olmasıdır. Bu iki çocukluk dostu, yıllar sonra Dünya Şampiyonluğu için birbirlerine rakip olurlar. Ölümcül dercede tehlikeli olan bu dalışlar en büyük tutkuları olan dalmayı engelleyemez. Jacques'in sevgilisi Johanna ise bu rekabetin ve tutkunun en yakın tanığıdır. Ama kahramanlarımız, zamanı gelince ölüme dalış yaparken ne sevdiklerini ne de ailelerini düşünürler, onlar için en büyük aşk ve tutku dalmak ve suyun dibindeki gerçeği aramaktır.


Film genel hatları ile başarılı gözükmekte, dalış ve deniz tutkusunu zaman zaman komedi unsurları ile zaman zaman da fantistik bazı öğelerle birleştirmiş. Fakat, film çok uzun olmasından dolayı senaryo da bazı kopukluklar var. Jean Reno, çılgın İtalyan dalgıç Enzo rolünde çok başarılı ve komik ayrıca Rosanna Arquette ve Jean-Marc Barr'da başarılı oyunculuklar çıkarmış. Görülmesi gereken bir yapım, tavsiye ederim, iyi seyirler...

14.08.2009

Groundhog Day (Yarın Aslında Dündü)


Fantastik romantik-komedilerin belkide en iyilerinden biridir Groundhog Day, konusu itibarı ile 90'lı yıllar komedilerinde benim için hep farklı biyerde olmuştur bu film. Bu özgün konu, yıllar sonra Adam Sandler'ın oynadığı 50 First Dates'e ilham kaynağı olmuştur. Film 1993 ABD yapımı ve yönetmenliğini Harol Ramis üstleniyor. Oyuncu kadrosu ise; Bill Murray, Andie MacDowell, Chris Elliott ve Stephan Tobolowsky'dan oluşuyor. Hava durumu spikeri Phil Connors, yerel bir festivali haber yapmak için yollara düşer ve Pennsylvania'daki küçük bir kasabaya gelir. Yanında yapımcısı ve sempatik kameramanı da hazır bulunmaktadır. Pek istemeyerek geldiği bu küçük kasabadan işini bitirip, şehre dönmek Phil'in en büyük hayalidir. Fakat işler pek istediği gibi gitmez, burnundan kıl aldırmayan ve küçük kasabaları küçün gören kahramanımız, bu küçük kasabada bir tür esir kalmıştır. Çünkü, Phil hergün aynı günü yaşamaktadır, hep aynı haberi yapmak zorunda olmak, hep aynı kafede yemek yemek, hep aynı müzikle uyanmak, bir süre sonra Phil'i çıldırtır ve defalarca kez intihar etmesine neden olur. O anda ölmüş bile olsa, Phil sabah 6'da aynı müzikle güne uyanmak zorundadır, bu kasabadan kurtuluş onun için yoktur. Zamanla, Phil ,yapımcısı Rita'yı tavlamaya çalışırken bazı gerçeklerle yüz yüze kalır, ve kendi hatalarını görmeye başlar. Bugüne kadar hiçbir insana yardım etmediğini, hiç aşık olmadığını ve hiç sevilmediğini anlar. Bu hatalarını düzeltmeye çalışır ve zamanla Phil bambaşka bir insan haline gelir, ödülü ise onun için herşeydir, sonunda bir sonraki günü yaşar ve hayatını aşkını kazanır. Müthiş kurgusu, kaliteli oyunculukları ve ironi dolu hikayesi ile izlenesi, kaliteli bir film. 90'lı yıllar sinemasını sevenlere duyurulur...

imdb puanı: 8.1

12.08.2009

High Fidelity (Sensiz Olmaz)




Nick Hornby'nin aynı adlı romanından uyarlanmış bu film, zamanla romatik-komedi tarzında kült bir film haline gelmiştir. Filmi bir şekilde benzetmek gerekirse, Bridget Jones'un kadınlar için nasıl bir önemi varsa, High Fidelity'nin de erkekler için öyle bir önemi vardır. Her erkeğin başından geçebilecek hayal kırıklıkları, aldatılmalar, terk edilmeler o kadar gerçekçi bir şekilde anlatılmışki, insan bir süre sonra kendi yaşadıklarından ufak kesitlerde bulabiliyor. Eski aşklar, yeni aşklar, sadakat, terk edilme ve bir erkeğin hayatının kadınında emin olma çabası, bir çok ironi ile dolu bir film. Başrol oyuncusu, John Cusack'ın birçok sahnede, kameraya karşı konuşması, bir süre sonra sizde film izliyor değilde, sanki bir arkadaşının derdini dinliyormuş havası doğurabilir. Oyuncu kadrosu ise şu isimlerden oluşuyor; John Cusack, Catherine Zeta-Jones, Tim Robbins ve Jack Black... Basitçe konuyu anlatmak gerekir ise; Chicago'da 2.el plak dükkanı bulunan Rob( Cusack) zamanın çoğunu bu müzik markette geçirmekte ve sürekli bazı konuları temel alarak Top5 listeleri hazırlamaktadır. Taki, hayatının kadını gibi gördüğü sevgilisi Laura onu terk edene kadar. Büyük bir şokun içine giren Rob, bu sefer hayatındaki terk edilişlerinin Top5'ini yapmaya başlar ve daha önce biten ilişkilerinin neden bittiklerini hatırlamaya çalışır. Ve bu sayede geçmişte yaptığı hataların farkına varmaya başlar, bir yandan da Laura'yı tekrar kazanmak için büyük de bir çaba sarf eder. Gerçekten müthiş bir film, dediğim gibi her erkeğin izlmesi gereken ve baş ucu filmi yapması gereken bir yapıt. Ayrıca o müthiş karmaşık yapı ; insan kimyasının da sorgulandığı ender filmlerden, Rob , Laura 'ya olan kimyasal çekimini o kadar güzel anlatıyor ki, ona göre dünyanın en güzel gülen kadını Laura, o gülerken sanki bütün vücuduyla gülüyor... 2000li yılların en başarılı romatik-komedi filmlerinden biri, şiddetle izlenmesi gerektiğini savunuyorum...




imdb puanı: 7.6

8.08.2009

Primal Fear (İlk Korku)


1996 yapımı, Psikolojik- suç ve dram tarzı bir film, çoçukluğumda izleyip unutamadığım filmlerden biridir ve kısa bir araştırmadan sonra zor da olsa tekrar izleme şansına sahip oldum ve tekrar çok yoğun bir şekilde etkilemeyi başardı beni. Filmin yönetmeni Gregory Hoblit. Oyuncular ise; Richard Gere, Edward Norton ve Laura Linney. Film Norton'ın ilk filmi olması ile büyük ilgi çekiyor ve gerçekten Norton'ın yeteneğinin sonradan kazanılmış değil de tanrı vergisi olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor, o genç yaşında tecrübeli aktör Gere'ı gölgede bırakıyor ve büyük bir oyunuluk örneği gösteriyor. Bu filmden sonra tabiki birçok kapı Norton'a açılıyor ve birçok önemli yapıtta başrolleri üstleniyor. Hikayemiz Chicago'da geçmekte, başarılı ve kendine çok güvenen avukat Martin Vail, başpiskoposun ölümünden sorumlu tutulan 18yaşındaki Aaron'ı savunmaya karar verir. Bu dava aslında bir yandan da, Vail'ın şehirdeki yolsuzlukları ve adaletsizliği ortaya çıkarmasında bir fırsattır. Ayrıca davanın savcısı da eski kız arkadaşıdır. Dava ilerledikçe birçok gerçekle yüzyüze kalırlar, din adamının sapkın sex ilişkileri, geç Aaron'ın çiftkişilikli pisikolojik durumu ve hafıza kaybı işleri içinden çıkılmaz bir duruma getirmiştir. Vail'in tek yapması gereken Aaron'ın çiftkişilikli olduğunu kanıtlamak, cinayetin bilinçli işlenmediğini hakime inandırıp, genci idamdan kurtarmaktır. Zor olsada, Vail davayı kazanmayı başarır ama bu sefer başka bir gerçekle yüzyüze gelir... Filmin sonu gerçekten insanı şok eder bir şekilde bitmiş, bir çok nedenden dolayı sinema tarihinin iyi filmlerinden biri olarak gösterilen bu film, kesinlikle tavsiyemdir, iyi seyirler...

p.s : filmin müzikleride çok başarılı, ve filmde geçen Lacrimosa şarkısı, tüm dünyada bir şekilde Fado(portekiz folk müziği)'nun popülerleşmesinde büyük bir katkıda bulunmuştur. Filmi izledikten sonra tekrardan bir daha Cançao Do Mar'ı dinleyin:)

imdb puanı: 7.6

23.07.2009

Serendipity (Tesadüf)




2001 yapımı süper bir romantik komediyi sizinle paylaşmak istedim, kanımca; Hollywood yapımı son 10yıl'ın en iyi romantik komedilerinden biri. Filmin yönetmeni Peter Chelsom, Aşka Davet ve Minik Kaçamaklar'ın yönetmeni. Oyuncu kadrosu ise; John Cusack, Kate Beckinsale, Bridget Moynahan ve Jeremy Piven. Hikayemiz, Noel Arifesinde, büyük bir alışveriş merkezinde, son kalan bir çift kaşmir eldivene aynı anda talip olan iki kişinin yakınlaşması ile başlıyor. Sara ve Jonathan, bir süre eldiven paylaşımı hakkında tartıştıktan sonra, Serendipity isimli küçük bir cafeye giderler. Sara tam numarasını vermeye razı olmuşken, yoldan geçen hızlı bir kamyon Sara'nın elindeki küçük not kağıdını(numaranın yazılı olduğu kağıdı) uçurur. Bu Sara'ya göre bir işarettir, kader onları ayırmak istemektedir. Akıllarına son gelen çözüm ise ; Sara numarasını eski bir kitaba yazıp, onu 2.el bir kitapçıya bırakacaktır, Jonathan ise telefon numarasını 5$ bir banknutun üzerine yazacaktır, eğer kader onları tekrar bir araya getirmek isterse, numaraları birbirilerinin eline geçecektir. Bir kaç yıl sonra, Jonathan'da , Sara'da evlilik arifesinde büyük bir süprizle karşılaşırlar, ve ikisinin hayatı da iyice karışır ve kader ağlarını örer:) Muhteşem, eğlenceli ve romantik bir film, tarzının en iyi örneklerinden biri, John Cusack ve Kate Beckinsale, başarılı bir performans çiziyor ve senaryo gerçekten çok başarılı, romatik-komedi severlere ilginç bir öneri olabilir. iyi seyirler...




imdb puanı: 6.6

19.07.2009

The Burbs (Meraklı Komşular)




Bugün size ilginç ve çok eğlenceli bir komedi filmini tanıtacağım, 1989 yapımı bu ABD filmde Tom Hanks'in gençlik hallerine şahit olacaksınız ve hafif fantastik-hafif absürd öğelerle kaplanmış bu filmle çok eğlenceli bir haftasonu geçirebilirsiniz. Film'in yönetmeni Joe Dante 80'li ve 90'lı yıllarda korku, komedi tarzında birçok eser kazandırmıştır sinema dünyasına fakat nedense, pek hak ettiği noktaya gelememiştir. Diğer oyuncular ise; Carrie Fisher, Bruce Dern, Robert Picardo ve Corey Feldman. Klasik bir Amerikan kasabasında geçen fantastik bir konu ele alınmış, rutin ve sakin bir hayatın yaşandığı bu kasabada herşey, tuhaf ve içlerine kapanık Klopek ailesinin mahalleye taşınmasıyla değişmeye başlamıştır. Klopekler genelde gündüzleri pek dışarıya çıkmayan evleri pislik içinde olan ilginç bir ailedir ve bu ilginç aile birçok mahelle sakinin dikkatini çekmiştir. Ray Peterson( Tom Hanks) ve arkadaşları bu tuhaf aileden şüphelenmeye başlamışlardır ve ne kadar tehlikeli olursa olsun , bu ailenin sırlarını ortaya dökmek için büyük bir çaba sarf ederler. Yaşlı mahalle sakini Walter'ın ortadan kaybolması şüphelerini daha da güçlendirmiştir. Ve meraklı komşular, Klopeks'lerin evde olmadığı bir gün evde ceset aramaya başlarlar ve işler iyice arap saçına döner. Gerçekten, tipik bir 90'li yıllar komedisi fakat, Tom Hanks'in her zaman ki gibi başarılı oyunculuğu ile çok başarılı bir komedi filmi ortaya çıkmış, haftasonu için eğlenceli bir seçim olabilir. iyi seyirler.




imdb puanı: 6.4

9.07.2009

True Romance


1993 ABD yapımı, içinde birçok ünlü ismi barındıran ve tarz olarak kolay kolay biçimlendiremiyeceğimiz bir film. Filmin senaryosu, Quentin Tarantino'ya ait ve bircok otorite'ye göre Tarantino'nun en iyi senaryosu. Tony Scott, yönetmenliğini üstlendiği film'in, oyuncu kadrosu da cok zengin. Kimler yok ki; Christian Slater, Patricia Arquetta, Brad Pitt, Gary Oldman, Christopher Walken... Tabi ki bu müthiş senaryo, iyi bir yönetmen ve yıldızlarla dolu oyuncu kadrosu ortaya inanılmaz bir iş cıkartmış. Film, genel hatlarıyla bir aşk ve romantizim filmi diyebiliriz, fakat, detaylara girdiğimizde; aksiyon, macera, gerilim ve suç unsurları bulunan, klasik bir tarantino üslubuna sahip, hafif absürd unsurlarla kaplanmış , kan kokan , tutkulu bir aşkın hikayesi. Sıradan bir hayatı olan Clarence'ın ,hayatına bir gece yarısı giren telekız Alabama'ya sırılsıklam aşık olması ve onun patronundan yüklü miktarda esrar'ı kaçırıp, kendini Los Angeles yollarına vurması ve bu malı bir sinema yapımıcısına satmaya çalışırken yaşadıkları gerilim ve macere takdire şayen. Film'i , izlerken büyük ihtimalle Clarence ve Alabama'nın birbirilerine duydukları tutkulu aşkı kıskanacak ve benim niye böyle bir ilişkim yok diye sızlanacaksınız , dediğim gibi konu basit ama işleyiş biçimi film'in çok uç noktalarda ve çok tutkulu. Film'in diğer bir önemli noktası ise, ünlü yıldızların yan rolleri paylaşması ve bu yan rollerde , Christopher Walken ve Brad Pitt gercekten takdire şayan oyunculuklar ortaya cıkarmışlar. Son olarak film'im imdb puanı:7.9 , iyi seyirler....