Pages

Bilim-Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim-Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.02.2010

The Road


Son yıllarda en çok işlenen temalardan olan 'Kıyamet', teması bu sene tekrar tekrar karşımıza çıktı. 2012'yi izlerken yaşadığım hayalkırıklığı ve can sıkıntısını bu filmde de göreceğim diye bayağı bir çekinerek başladım filme. Filmin yönetmenliğini, John Hillcoat yapıyor. Film, genel olarak dünyanın sonunun yavaş yavaş gelmesi ve bu durumdan kurtulmaya çalışan bir baba oğulun hikayesini anlatıyor.

Kalıplaşmış ve klişe olan kıyamet hikayelerine yer vermiyen film, genel olarak umutsuz ve karanlık bir tablo çizmiş. Bir an için, filmin kıyamet hikayesi olduğunu unutup ,dramatik bir yol hikayesini izliyor hissine kapılabilirsiniz. Ama, arasıra yıkılan ağaçlar ve depremler ve açlıktan birbirine yemek gözü ile bakan insanları görünce, tekrar kıyamet hikayesine dalıyoruz. En kötü durumlarda bile iyi insan olabilmeyi amaçlıyan bir baba ve oğulun , umutsuzluk, açlık ve sefalet içinde yaşama tutunma çabaları ise gerçekten bazı noktalarda ortamı çok duygusallaştıryor.

Dediğim gibi görüntü efektlerinden ve kalıplaşmış kıyamet hikayelerinden uzak bir film. Viggo Mortensen ve Kodi Smith McPee oyunculukları ile başarılı bir performasn sergiliyorlar. Ama herşeye rağmen, filmde bana göre bişeyler eksikti ve bu eksiklik filmin başarısız sonu ile dahada dikkatimi çekti. Ortalama üstü bir film, zaman kaybı sayılmaz... İyi seyirler

ps: Yan rollerde de karşımıza, Charlize Theron, Guy Pearce ve Robert Duvall gibi isimler çıkıyor ve bir şekilde varlıkları filme artı bir değer katıyor...

10.01.2010

Avatar



En sonunda istediğim seansta ve istediğim salonda, Avatar'ı izleme şerefine nail oldum. Yönetmen ve senarist James Cameron, daha önce Terminatör ve Titanic filmleri ile büyük bir başarı ve popülerite yakalamıştı. Ama, belkide bu filmle yıllar boyu unutulmayacaklar arasına çoktan girdi bile. Üç boyutlu sinema teknikleri ile üretilen ve bügüne kadar yapılmış, en yüksek bütçeli film olan Avatar'ı izlerken, yönetmen Cameron'ın hayalgücüne ve sinema diline hayran kalmamak elde değil. Filmin oyuncularına geldiğimiz ise şu isimler karşımıza çıkıyor; Sam Worthington, Zoe Saldana, Giovanni Ribisi ve Sigourney Weaver. Ben, oyunculuklar adına çok kayde değer bir performans göremedim ve bu zaten çok normal gibi gözüküyor. Çünkü, film oyuncu performanslarına odaklı değil, teknolojik altyapı ve görsel şiirsellik herşeyin önüne geçiyor.



Film, dünyadan çok uzakta Pandora adlı bir gezegende geçiyor. Değerli taşlar ve madenlerin zenginliği, insanoğlunu bu gezegene çekmiş ve bir özel şirket adına araştırmalar başlamıştır bile. Pandora'da büyük bir uzay üstü kuran bu şirket, bilim adamları ve paralı askerlerden oluşan bir gruptur. İnsanların, maskesiz nefes alamadığı bu topraklarda, nefes alabilecek ve araştırma yapabilecek bireylere ihtiyaç vardır. Bunu çözümününde ise, yarı Na'vi(Pandora'lı insana benzeyen canlı) ve yarı insan DNA'sından oluşan ve dışardan kontrol edilebilen genetik harikalar oaln Avatar'lar yatar. Jake Sully, tekerlekli sandalyeye bağlı bir savaş gazisidir ve programa gönüllü olarak katılır. Daha ilk andan, fonksiyonunu kaybeden bedenine farklı bir formatta bile olsa, kavuşmanın keyfini yaşayan Sully, Na'vi insanlarının arasına sızmakla görevlendirilir. Görevini başarıyla yerine getirmeye çalışan Jake, savaşçı ve asi ruhu ile zamanla Na'vi'lere kendini kabul ettirier ve onlardan biri olmayı başarır. Bu sırada, Na'vi kabile reisinin kızı Neytiri'ye de aşık olur ve görevinin gereklerini ertelemeye ve hatta saf değiştirmeye bile başlar. Bu arada, şirketin askeri birlikleri çoktan gezegenin en kutsal ve maden açısından en değerli alanlarını bombalamaya başlamıştır bile. Zaman, Na'vi'lerin bağımsızlık ve özgürlük için savaşma vaktidir ve yarı insan yarı Na'vi, Avatar Jake'de çoktan safını bellemiştir...



Birçok otorite, filmi bir devrim niteliğinde görmekte. Bende, bu düşünceye katılıyorum, gerek görüntü zenginliği ve yenilikleri, gerekse de ilk defa yüksek bütçeli bir Hollywood filminde ezilen halkın, iyi ve galip gösterilmesi beni çok şaşırttı. Filmde ki politik mesajlarda, Amerika'nın işgal ettiği kültürlerde ve ülkelerde ki günahlarını çıkarma çabası, birçok kez gözümüze de çarptı. Ayrıca, yönetmen James Cameron'ın hayalgücü ve sinema dili de takdire şayen. Her yönü ile 2009'a damga vurmuş bir film, izlemeyen herkes bir an önce izlesin, mümkünse 3D'ile :)

24.11.2009

District 9 (Yasak Bölge)



Uzun zamandır bu kadar değişik bir bilim-kurgu filmi izlememiştim. Film, her yönü ile bir başka ve benzerlerinden farklı. Öncelikle District 9 bir Güney Afrika filmi. Yönetmenliğini, Neill Blomkamp'ın yaptığı filmin, başrollerini ise; Sharlto Copley, Jason Cope ve Sylvaine Strike üstleniyor. Filmin diğer önemli noktaları ise, belgesel havası ve görsel öğelerin gerçekliği. Ayrıca,insan-uzaylı ayrımının yarattığı sorunsaldan, siyah-beyaz ayrımına getirdiği üstü kapalı mesajlar, ayrıca filme bazı yerlerde politik bir hava katıyor.



30 yıl önce uzaylılar nedeni bilinmeyen bir şekilde dünya ile bağlantı kurmuş ve nedense Amerika'yı seçmemiş ve uzay gemilerini Güney Afrika'ya çekmişlerdir. İnsanlar bir saldırı veya savaş beklerken hiçbiri olmamış ve bu yaratıklar geçici olarak bir kampa alınmışlardır. Zamanla, kampataki uzaylı sayısı artmış ve yavaş yavaş gettolardan çıkmaya ve halkın arasına karışmaya başlamışlardır. Artık, uzaylı varlığı birçok devlet tarafından çekilmez bir hal almıştır. District9'u yöneten çok uluslu şirket sonunda, uzaylıları kamptan uzaklaştırmak için harekete geçmiştir. Bu şirketin diğer amacı ise; üstün teknoloji uzay silahlarını kullanabilir bir hale gelmektir, ama bunun için uzaylı DNA'sına sahip olmak gerekir.


Bu çok uluslu şirketin elemanlarından van der Merwe bu uzaylı grupları, gettodan çıkarmak ile görevlendirilir. İşi büyük bir sevinçle karşılayan van der Merwe'nin başına çok talihsiz bir olay gelir ve istemeden de olsa uzaylı DNA'sına sahip bir virüsü kapar. Yavaş yavaş, uzaylıya dönüşen kahramınız bir yandan bu oluşumu durdurmaya çalışır, bir yandan da ondan silahlar konusunda yararlanmak isteyen şirketten kaçar. Ve sonunda, District9'a sığınır...


Bilim-kurgu ile belgesel öğeleri çok güzel birleştirmiş ve zaman zaman politik mesajlar veren bir film. Tabiki, absürd öğeler biraz abartılı(uzaylıların kedi maması için birbirine girmesi gibi) ama herşeye rağmen süper bir film. Şimdiden, imdb'de 88. sıraya kadar yükseldi. İzlenmsei gereken bir film...

imdb notu:8.4

21.10.2009

Moon


Film Ekimi İzlenimleri


Moon; yönetmenliğini rock yıldızı David Bowie'nin oğlu Duncan Jones'un yaptığı, başrolünde Sam Rockwell'in oynadığı bir bilimkurgu filmi.Ayrıca seslendirmede de tanıdık bir ses olan Kevin Spacey'i duyuyoruz.Ne kadar lokalizasyon ve kurgu olarak bir science filmini çağrıştırsa da aslında dramı da yer yer hissediyorsunuz.


Sam Rockwell, Lunar adlı bir şirketin ihtiyaç duyulan tam donanımlı bir elemanı olan Sam Bell'i canlandırmaktadır.Sam'in 3 yılı doldurmasına artık 2 hafta kalmasıyla film başlamakta.Sam'in aynı şirkette çalışan bir eşi ve de kızı vardır.Onlarla video mesajlarıyla haberleşmekte ve artık içindeki özlem dayanılmaz bir hal alarak gitme arzusuyla yanıp tutuşmaktadır.Bu üstte yalnızlığını paylaştığı, bir insan değil sadece Gerty adında bir robottur.(Kevin Spacey'nin sesiyle)Bu robot Sam'in tüm günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmekte ve Sam'in duygularına ''msn smile'' ları ile karşılık vererek bizi gülümsetmektedir.Bir gün bu astronot ayda keşif sırasında başka bir Sam Bell bularak filmin akışı değişir.Daha sonra anlayacağız ki aslında bir değil iki değil birçok Sam Bell klonları mevcuttur.Şirketin sıfırdan bir Sam Bell yetiştirmek yerine 3 yılda bir yeni bir klonla bu ihtiyaçlarını karşıladıklarını, vakti gelen klonu da bir kaza sonucu ortadan kaldırdıklarını ve ELISA ekibinin tamir diye gelip aslında ölen Sam'i ortadan kaldırmalarıyla bu döngüyü sürdürmektedirler.Sadece bir Sam dünyaya dönmeyi başarır ve tüm gerçekleri dünyaya anlatır.


Genel hatlarıyla anlattığım bu film bittiğinde kafanızda bazı sorular kalıyor.En keyifli yanının da cevaplarıyla kafanızı meşgul etmeniz olduğunu düşünüyorum.Güncel konuları da düşünmenizi sağlayacak, gerek klonlama ile ilgili, gerek astronotların zor şartlarını düşündüren; ayrıca Nasa'da ders programlarında yer almış izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum.Yalnız çok yüksek beklentiler ile izlenmediğinde oldukça keyifle izleyebilirsiniz.iyi seyirler...


p.s: en büyük soru işaretim filmin sonlarına doğru yapılan bir video görüşmesinde kızının baba diye seslendiği gerçek Sam Bell'in olup olmadığı yorumlarınızı bekliyorum: )

4.08.2009

FLATLINERS (Çizgi Ötesi)


90'lı yılların belkide en iyi bilim-kurgu ve gerilim filmlerinden biri karşımızda. 1990 ABD yapımı bu filmin yönetmenliğini, Joel Schumacher üstleniyor. Tecrübeli yönetmenin birçok eseri adından söz ettirdi ve yönetmene büyük bir saygınlık kazandırdı. Örnek olarak; Falling Down, The Client, 8mm, A time to Kill ve Phone Booth bunlardan birkaçı. Oyuncu kadrosuda 90'lı yılların popüler isimlerinden oluşuyor; Julia Roberts, Kevin Bacon, Keifer Sutherland ve William Baldwin. Yaşam ve ölüm arasındaki ilişkiyi ve sınırı keşfetmeye çalışan 5 tıp öğrencisinin, ölümü göze alarak yaptıkları deneyimleri konu alıyor film. Beden fonksiyonları tamamen durdurup, kısa sürede olsa ölümü tatmaya çalışan bu genç doktorlar, ilk başta ölümün ilk anlarının inanılmaz huzur verici ve keyifli olduklarını düşünürler. Fakat, bir süre sonra gerçeklerle yüzyüze kalmak zorunda kalırlar, sınırı kısa sürede olsa geçen bu gençler, geçmişteki günahları ile karşı karşıya kalırlar ve bir şekilde geçmişteki ayıplarını telafi etmeye çalışırlar. Gerçekten kurgusu, oyunculukları ve görsel öğeleri ile inanılmaz kaliteli bir film. Gelecekten bir kesiti andıran boş ve salaş sokaklar, puslu ve yağmurlu hava, filme yoğun bir gerilim katıyor. Ölüm ve yaşam arasında ki sınırı ender konu alan filmlerden biri, eğer 90'lı yıllar bilim-kurgu eserlerinden hoşlanıyorsanız kesinlikle tavsiyemdir, artı olarak kaliteli oyuncu kadrosu ve başarılı bir kurgu filme daha da değer katıyor. İyi seyirler...

imdb puanı: 6.4