Pages

Polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.12.2010

The Bank Job (2008)


Roger Donaldson'un yönetmenliğini üstlendiği, gerçek olaylardan esinlenmiş bu film, Londra'da gerçekleşmiş bir soygundan yola çıkıyor. 1971 yılında bir grup amatör soyguncunun, Birleşik Krallık tarihinin en gizemli ve sıradışı skandallarından birinde rol oynayışını beyaz perdeye taşıyor.

Sıradan bir otomobil satıcısı olan Terry (Jason Statham) eski dostu Martine'den kolay gibi gözüken bir bankanın soygun işlemi için teklif alır. Arkadaşlarından oluşan amatör bir ekiple bankadaki kiralık kasalarda bulunan değerli eşyaları talan etmek üzere işe koyulan Terry, Martine'nin hükümet adına çalışabilceğeni hesaba katmamıştır. Martine'yi piyon olarak kullanan, devlet görevlilerlinin asıl amacı ise Kraliyet ailesini doğrudan ilgilerndiren bir skandalı örtbas etmektir. Tabi işe ahlaksız polisler ve suçlular da dahil olunca iş içinden çıkılmaz bir hal alır.

Birçok soygun filminde gözümüze ilişen klişeler bu filmde de bolca varlar. Senaryosunda ki ufak inandırıcılık detaylarına rağmen filmin iyi bir kurgusu olduğunu söyleyebiliriz. Diğer artı yönleri ise, gerilim ve heyecan dozunun hiç eksik olmaması ve başarılı oyunculuklar...

6.09.2010

Man Som Hatar Kvinnor (2009)

'Ejderha Dövmeli Kız'



İsveçli gazeteci-yazar, Steig Larsson'un aynı adlı eserinden beyaz perdeye aktarılan film, bu seneki İstanbul Film Festivalin de ilk olarak seyirci ile buluştu. Çok isteme rağmen bende bilet bulamadığımdan dolayı gösterimi kaçırmıştım. Ama, geçenlerde film elime geçti ve inanılmaz bir zevkle bir solukta filmi izledim. Film bittiğinde gözlerime şaşırdım çünki, tam tamına 2saat 32 dakika geçmişti ve ben bu sürenin nasıl geçtiğini anlamamıştım. İşte, böyle sürükleyici bir yapım olmuş, Ejdeha Dövmeli Kız. Filmin yönetmenliğini, Neils Arden Oprev üstleniyor. Başrollerde ise, Noomi Rapace ve Michael Nyqvist var.



Konuya gelirsek eğer, Michael Blomkvist son dönemde başı öne sürdüğü bir kaçakçılık olayından dolayı derde girmiş bir gazetecidir. Bir şekilde öne sürdüğü savlar hakim tarafından kabul edilmemiş ve iftiradan 6ay hapis cezası almıştır. Tam, bu noktada büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Michael'e sıradışı bir teklif gelir. Ülkenin, en zengin ailelerinden birine mensup olan Henrik Vanger, 1966 yılında arkasından hiçbir iz bırakmadan kaybolan yeğeni Harriet'ın kayboşunda ki sırrı aralaması için Micheal'a teklif götürür. Micheal teklifi kabul eder ve çalışmaya başlar. Bu sırada, Vanger için çalışan hacker Lisbeth Salander (Ejderha Dövmeli Kız), Micheal'ın çalışmalarını kaçak bi şekilde takip etmekte ve belli noktalarda ona yardım etmektedir. Sonuçta, ortada tüm bir aileyi şüpheli noktasına getirmiş bir kaybolma hikayesi ve sapıkça işlenmiş birbirine bağlı cinayetler bulunmaktadır. İşte, bu noktada bir süre sonra, Lisbeth'de Micheal'ın çalışmalarına katılır ve olaylar iyice içinden çıkılmaz bir hal alır. Ortada, çözüm bekleyen seri cinayetler , sapık ruhlu bir katil ve bulunması gereken kayıp bir kadın vardır...



Son yıllarda izlediğim en iyi, suç-gerilim filmlerinden biri diyebilirim. İsveç'in
soğuk coğrafyasında, insanı kendine çeken bir cinayet filmi olmuş. Bazı yerlerde verdiği, İsveçte'ki ırkçılık ve cinsel istismar örnekleri gerçekten çok dikkat çekici. Bildiğim, kadarı ile film 17 eylül'de vizyona giriyor, kesinlikle gidip izlemenizi tavsiye ediyorum, memnun kalacaksınız:)

3.09.2010

Man On Fire (2004)



Tek başına bir adam, ordudaki özel bir birlikten yıllar önce emekli olmuş, herşeyi bir kenara bırakmış ve Mexico City'de zengin bir ailenin kızı olan Pita'yı koruma görevini üstlenmiştir. Aslına bakarsanız konu oldukça klişe gibi duruyor, yani buna benzer birçok Türk filmi ya da Amerikan 2.ci sınıf filmler izlemişsinizidr. Ama Creasy rolunde ki Denzel Washington ve Pita rolünde ki Dakota Fanning'in uyumu gerçekten mükemmele yakın ayrıca ikisinide filmde ki oyunculukları ile birçok otoriteden olumlu not almışlardır. Filmin bu kadar ön plana çıkmasında ki, ikinci en önemli faktör ise muhteşem müzikler. Özellikle, Carlos Varela'nın Una Palabra adlı şarkısı yıllardır herkesin diline pelesenk olmuş, en iyi film müziklerinden biridir.
Konuya dönersek eğer, koruma görevlisi Creasy ve Pita arasında zamanla arkadaşlık ötesinde bir bağ oluşur. Pita birgün okul çıkışı, fidyeciler tarafından kaçırılınca olanlar olur ve Creasy küçük kızı bulabilmek için eski intikamcı kişiliğine geri döner ve olaylar birbirini izler... Dediğim gibi konu sıradan ve klişe ama oyunculuklar, müzikler ve görsellik açısından gerçekten doyurucu.Kesinlikle izlenmesi gereken bir film diyebiliriz. İyi seyirler.

18.08.2010

From Paris With Love (2010)



From Paris With Love, Luc Besson ve Pierre Morel'in tekrar işbirliği içinde olduğu bir aksiyon-macera filmi. Daha önce bu ikiliyi, Taken ve B13 filmleri ile izlemiştik. Kişisel olarak değerlendirmem, From Paris With Love, diğer iki filmden de daha düşük seviyede olmuş. Sıradan, bir hikayeyi, ne kurgusal olarak ne de cast olarak tamamlıyabilmişler. Son yıllarda sayısı artan, Luc Besson eserlerinden sadece bir tanasi, 90'li yıllarda bu kadar güzel filmler çevirmiş birinin son yıllarda, içinde bulunduğu bu projeleri de anlamak mümkün değil tabiki. Filmin başrollerini, Joh Travolta ve Jonathan Rhys Meyers üstleniyor. İkilinin uyumu sıfıra yakın ve oyunculukları pek de başarılı değil. Yan rollerde ise karşımıza ismi pek duyulmamış genç oyuncular çıkıyor. Konuya gelirsek eğer; Paris'te, Amerikan elçiliğinde görevli olan James Reece, daha alt görevlerde CIA için çalışmaktadır ve tek derdi mesleğinde yükselmek ve en gizli görevlerde yer almaktır. Fırsat, sonunda eline geçer ve Paris'e kısa bir görev için gelen ajan Charlie Wax'a eşlik etmesi gerekir. İlk başlarda ciddiye almadığı bu işin, bir gecede tüm Paris'i altüst etmeleri ile ne kadar ciddi olduğunu anlar ve işlerin sonucunda kendisine kadar dayanması ile işler iyice karışır. Aksiyon meraklıları bu filmi belki bi derece beğenebilirler ama kısace söyliyebilirim ki, film ortalamanın bayağı altında. Çerez olarak, izlenecek hiçbirşey bulamadığınız bi akşam, izleyebilirsiniz:)

17.12.2009

Law Abinding Citizen


Law Abinding Citizen, adalet sistemini sorgulayan ve bunu yaparken aksiyon ve gerilimin dozunu hiç düşürmeyen bir film. Filmin genel olarak, artılarını ve eksilerini ortaya koyduğumuzda ortalama bir yapım olduğunu görebiliriz. Öncelikle artıları; başarılı oyunculuklar, Gerard Buttler ve Jamie Foxx oyunculukları ile filme çok büyük bir enerji katmışlar. Filmin diğer artıları ise; kokuşmuş Amerikan adalet sistemini sorgulaması ve intikam hırsının yarattığı gerilim. Eksilere gelirsek eğer; nedense filmin konusu bana pek özgün gelmedi, bazı noktalarda aklıma hep Prison Break dizisi(Hapishane bölümleri) geldi, işkence ve ölüm makineleri yaratma bölümlerinde ise Testere serisinden, bir esinlenme görmedim desem yalan olur. Ayrıca, filmin senaryosunda da belli başlı kopukluklar göze çarpıyor. Filmin konusuna gelirsek eğer, Cylde Shelton ve ailesi evlerinde birgün hunharca saldırıya uğruyorlar ve Clyde'ın gözlerinin önünde karısı ve küçük kızı can veriyor. Clyde, suçluların gerekli cezaları almasını umarken suç ortaklarından birinin çok kısa bir sürede yapılan bir anlaşmadan dolayı serbest kalmasını, içine sindiremiyor ve adaleti kendisi sağlamak için sahneye çıkıyor. Hedefinde ise, sadece suçlular değil, bu davada adı geçen herkes ve adalet sisteminin tümü vardır... Gerilimin ve aksiyonun yüksek olduğu ama senaryo ve işleniş bakımından sıradan bir film. Herşeye rağmen, boş bir vakitte izlenebilir filmler arasına rahatça girebilir. İyi Seyirler

imdb notu: 7.3

1.12.2009

Goodfellas (Sıkı Dostlar)



Godfather'dan sonra izlediğim en iyi mafya filmini sizlerle paylaşmak istedim. Eminim ki birçok kişi Goodfellas'ı izlemiş ve benim gibi etkisi altında kalmıştır.
Martin Scorsese, filmin yönetmen koltuğunda oturuyor. Tabiki, usta yönetmen filme inanılmaz bir aksiyon havası katıyor ve parçaları çok güzel birleştiriyor. Başrollerde ki, Ray Liotta, Robert De Niro ve Joe Pesci ise, yıllarca unutulmayacak bir performans ortaya koyup, filmin bu kadar popüler olmasında önemli rol oynuyorlar.



Nicholas Pileggi'nin Wiseguys adlı romanından uyarlanan film, gangster Henry Mill'in gerçek hayatını konu alıyor. Henry, yarı italyan yarı da İrlanda'lıdır. Çoçuk yaşta, mafya adına çalışmaya başlayan Henry, zamanla ağır abilerin tamamından geçer not almış ve güvenilirliğini kanıtlamıştır. 20'li yaşların başında cebinde parası, altında arabası ve sonsuz imkana sahip olmaya başlıyan Henry, zamanla meslekde yükselme isteği içine girmiştir. James Conway(De Niro) ve Tommy DeVito(Joe Pesci) ile birlikte çalışmaya başlıyan Henry, küçük çapta hırsızlıklardan , uyuşturucu satılıcığına kadar yükselmiş ve lüks bir hayatı elde etmiştir. Fakat, Amerika'da İtalyan mafyası içinde hiyerarşik bir yapılanma söz konusudur ve bu hiyarerşik aileye sadece safkan İtalyan'lar mensup olabilmektedir. James ve Henry'nin en büyük amacı yakın dostları Tommy'i ailenin içine sokmaktır. Ama, işler pek istedikleri gibi yürümez ve şatafatlı günler bir an da son bulur. Yaptıkları uyuşturucu ticareti ve umarsızca işledikleri cinayetler , SıkıDostları artık bir hedef haline getirmiştir...



Başyapıt olarak gösterebileceğimiz bu film, gerek yönetmen Scorsese'nin başarılı yönetimi gerekse de oyuncu kadrosunun mükemmele yakın oyunculukları ile mafya filmleri içinde haklı bir yere sahip olmuştur. 6 dalda Oscar adayı gösterilen film, Joe Pesci'ye en iyi yardımcı erkek ödülü kazandırmıştır...

imdb notu:8.8

9.11.2009

El Lobo (Kurt)


Karşımızda gerçek konusu ve mükemmele yakın kurgusu ile benim çokça ilgimi çekmiş bir yapım var. El Lobo, 2004 yapımı bir İspanyol filmi. 7o'li yılların başında ki ETA örgütlenmesini ve bu örgütlendirmeyi durdurmak için çabalayan İspanyol derin devletine ait gerçek izlenimleri, tarafsız ve başarılı bir şekilde anlatıyor. 1970'li yılların başında ETA örgütü en güçlü günlerini yaşamaktadır. İspanya'nın Kuzey'in de bağımsız bir Bask devleti kurmak bu gurubun üyelerinin en büyük amacıdır. Gerektiğinde kan dökerek eylemlerini gerçekleştirmekten çekinmezler. General Franco'nun hastalığı ve devletin geçirdiği yönetim buhranı da ETA'nın güçlenmesine neden olmuştur. İşte bu noktada, İspanya derin devleti mükemmele yakın bir planı ortaya koyarak, ETA'ya büyük bir darbe vurmuştur. Tarihe adı El Lobo Operasyonu diye geçen hareket, İspanya'nın bugün bile şifrelerini çözmek için uğraştığı çok sansasyonel bir hal almıştır. Ajan Texema, kod adı ile 'Kurt' daha önce hiçbir köstebeklik tecrübesi olmamasına rağmen çok başarılı bir şekilde ETA örgütününün içine sızar ve eylem planları hazırlama noktasına kadar ilerler. Kökeninin Bask olması ve başarılı köstebek taktikleri ile dikkat çekmeden ETA'ya büyük bir darbe vurur ve sonrasında başarılı bir yüz nakli ile sırra kadem basar. Halen, ETA'nın ölüm listesinde bulunan Texema'nı yaşayıp, yaşamadığına dair en ufak bir iz yoktur. 70'li yılların İspanya'sının sosyo-politik yapısını iyi etüt eden başarılı bir film. Gerek mekan seçimleri, dekorlar ve giyim tarzları ile başarılı bir dönem filmi olmuş. Eduardo Noriega'nın muhteşeme yakın, oyunculuğu da filmin en önemli artı puanlarından...

4.09.2009

Breaking And Entering (Hırsız)


2006 yılı ABD-İngiltere ortak yapımı bu film, günümüz Londra'sında yaşayan iki farklı hayatın birbiriyle kesişmesini ve ortaya çıkan kriminal olayları ve sosyal dramı konu alıyor. Filmin yönetmenliğini, Anthony Minghella üstleniyor. Yönetmeni, İngiliz Hasta, Yetenekli Bay Ripley ve Soğuk Dağ filmlerinden tanıyoruz. Yetenekli Bay Ripley ve Soğuk Dağ filmlerinde, Jude Law ile çalışan yönetmen, tekrardan Law'u tercih ediyor. Diğer önemli oyuncular ise; Juliet Binoche, Robin Wright Penn ve Ed Westwick. Will, yetenekli ve genç bir mimardır, yeni açtığı büro şehrin kenar kısmındadır ve birkaçkez hırsızlığa uğrar. Yine birgün hırsızlık olayının ardından, genç hırsızı takip eden Will onun evini öğrenir. Onu polise, ihbar etmek yerine hırsızın annesi Amira ile arkadaşlık kuran Will, zamanla Amira ile aşk yaşamaya başlar. Küçük oğlu Miro ile yalnız yaşayan Amira, Bosna Savaşın dan kaçmış ve Londra'da göçmen olarak yaşamaktadır. Hem oğlunu beladan uzak tutmak, hemde para kazanmak için yoğun bir çaba sarf etmektedir. Bu nedenlerden dolayı Will'le yakınlaşır ve oğlunu affetmesini bekler. Will, biryandan Amira ile yaşadığı ilişkiye odaklanırken biryandan da karısı ve küçük kızının problemleri ile yüzyüze kalır. Filmde, sosyal bir drama şahit oluyoruz, bir tarafta Londra'nın yerlileri ve diğer tarafta göçmenler, bu iki grubun birbirleriyle olan ilişkileri çoğu zaman dramatik olabiliyor. Güzel bir modern zaman hikayesi, biraz yavaş ilerlesede güzel ve izlenesi bir film...
imdb puanı: 6.6

8.08.2009

Primal Fear (İlk Korku)


1996 yapımı, Psikolojik- suç ve dram tarzı bir film, çoçukluğumda izleyip unutamadığım filmlerden biridir ve kısa bir araştırmadan sonra zor da olsa tekrar izleme şansına sahip oldum ve tekrar çok yoğun bir şekilde etkilemeyi başardı beni. Filmin yönetmeni Gregory Hoblit. Oyuncular ise; Richard Gere, Edward Norton ve Laura Linney. Film Norton'ın ilk filmi olması ile büyük ilgi çekiyor ve gerçekten Norton'ın yeteneğinin sonradan kazanılmış değil de tanrı vergisi olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor, o genç yaşında tecrübeli aktör Gere'ı gölgede bırakıyor ve büyük bir oyunuluk örneği gösteriyor. Bu filmden sonra tabiki birçok kapı Norton'a açılıyor ve birçok önemli yapıtta başrolleri üstleniyor. Hikayemiz Chicago'da geçmekte, başarılı ve kendine çok güvenen avukat Martin Vail, başpiskoposun ölümünden sorumlu tutulan 18yaşındaki Aaron'ı savunmaya karar verir. Bu dava aslında bir yandan da, Vail'ın şehirdeki yolsuzlukları ve adaletsizliği ortaya çıkarmasında bir fırsattır. Ayrıca davanın savcısı da eski kız arkadaşıdır. Dava ilerledikçe birçok gerçekle yüzyüze kalırlar, din adamının sapkın sex ilişkileri, geç Aaron'ın çiftkişilikli pisikolojik durumu ve hafıza kaybı işleri içinden çıkılmaz bir duruma getirmiştir. Vail'in tek yapması gereken Aaron'ın çiftkişilikli olduğunu kanıtlamak, cinayetin bilinçli işlenmediğini hakime inandırıp, genci idamdan kurtarmaktır. Zor olsada, Vail davayı kazanmayı başarır ama bu sefer başka bir gerçekle yüzyüze gelir... Filmin sonu gerçekten insanı şok eder bir şekilde bitmiş, bir çok nedenden dolayı sinema tarihinin iyi filmlerinden biri olarak gösterilen bu film, kesinlikle tavsiyemdir, iyi seyirler...

p.s : filmin müzikleride çok başarılı, ve filmde geçen Lacrimosa şarkısı, tüm dünyada bir şekilde Fado(portekiz folk müziği)'nun popülerleşmesinde büyük bir katkıda bulunmuştur. Filmi izledikten sonra tekrardan bir daha Cançao Do Mar'ı dinleyin:)

imdb puanı: 7.6

9.07.2009

True Romance


1993 ABD yapımı, içinde birçok ünlü ismi barındıran ve tarz olarak kolay kolay biçimlendiremiyeceğimiz bir film. Filmin senaryosu, Quentin Tarantino'ya ait ve bircok otorite'ye göre Tarantino'nun en iyi senaryosu. Tony Scott, yönetmenliğini üstlendiği film'in, oyuncu kadrosu da cok zengin. Kimler yok ki; Christian Slater, Patricia Arquetta, Brad Pitt, Gary Oldman, Christopher Walken... Tabi ki bu müthiş senaryo, iyi bir yönetmen ve yıldızlarla dolu oyuncu kadrosu ortaya inanılmaz bir iş cıkartmış. Film, genel hatlarıyla bir aşk ve romantizim filmi diyebiliriz, fakat, detaylara girdiğimizde; aksiyon, macera, gerilim ve suç unsurları bulunan, klasik bir tarantino üslubuna sahip, hafif absürd unsurlarla kaplanmış , kan kokan , tutkulu bir aşkın hikayesi. Sıradan bir hayatı olan Clarence'ın ,hayatına bir gece yarısı giren telekız Alabama'ya sırılsıklam aşık olması ve onun patronundan yüklü miktarda esrar'ı kaçırıp, kendini Los Angeles yollarına vurması ve bu malı bir sinema yapımıcısına satmaya çalışırken yaşadıkları gerilim ve macere takdire şayen. Film'i , izlerken büyük ihtimalle Clarence ve Alabama'nın birbirilerine duydukları tutkulu aşkı kıskanacak ve benim niye böyle bir ilişkim yok diye sızlanacaksınız , dediğim gibi konu basit ama işleyiş biçimi film'in çok uç noktalarda ve çok tutkulu. Film'in diğer bir önemli noktası ise, ünlü yıldızların yan rolleri paylaşması ve bu yan rollerde , Christopher Walken ve Brad Pitt gercekten takdire şayan oyunculuklar ortaya cıkarmışlar. Son olarak film'im imdb puanı:7.9 , iyi seyirler....