Pages

17.12.2009

Law Abinding Citizen


Law Abinding Citizen, adalet sistemini sorgulayan ve bunu yaparken aksiyon ve gerilimin dozunu hiç düşürmeyen bir film. Filmin genel olarak, artılarını ve eksilerini ortaya koyduğumuzda ortalama bir yapım olduğunu görebiliriz. Öncelikle artıları; başarılı oyunculuklar, Gerard Buttler ve Jamie Foxx oyunculukları ile filme çok büyük bir enerji katmışlar. Filmin diğer artıları ise; kokuşmuş Amerikan adalet sistemini sorgulaması ve intikam hırsının yarattığı gerilim. Eksilere gelirsek eğer; nedense filmin konusu bana pek özgün gelmedi, bazı noktalarda aklıma hep Prison Break dizisi(Hapishane bölümleri) geldi, işkence ve ölüm makineleri yaratma bölümlerinde ise Testere serisinden, bir esinlenme görmedim desem yalan olur. Ayrıca, filmin senaryosunda da belli başlı kopukluklar göze çarpıyor. Filmin konusuna gelirsek eğer, Cylde Shelton ve ailesi evlerinde birgün hunharca saldırıya uğruyorlar ve Clyde'ın gözlerinin önünde karısı ve küçük kızı can veriyor. Clyde, suçluların gerekli cezaları almasını umarken suç ortaklarından birinin çok kısa bir sürede yapılan bir anlaşmadan dolayı serbest kalmasını, içine sindiremiyor ve adaleti kendisi sağlamak için sahneye çıkıyor. Hedefinde ise, sadece suçlular değil, bu davada adı geçen herkes ve adalet sisteminin tümü vardır... Gerilimin ve aksiyonun yüksek olduğu ama senaryo ve işleniş bakımından sıradan bir film. Herşeye rağmen, boş bir vakitte izlenebilir filmler arasına rahatça girebilir. İyi Seyirler

imdb notu: 7.3

14.12.2009

Be Kind Rewind (Lütfen Başa Sarın)


Senaryosunu ve yönetmenliğini Fransız sinemacı Micheal Gondry'nin yaptığı film, son derece eğlenceli ve bazı noktalarda hafif fantastik öğeler bulunduran bir komedi yapımı. Yönetmen, daha önce Eternal Sunshine of the Spotless Mind ve Science of Sleep ile sinemaseverlerin ve eleştirmenlerin dikkatini çekmiş ve büyük bir başarı yakalamıştır. Dram ve komedi tarzlarına eklediği fantastik öğelerle belli bi tarz yakalamış olan yönetmen, bu filmde de kendi üslübunu yine yansıtmıştır. Filmin başrollerini ise; Jack Black, Mos Def ve Danny Glover üstleniyor. Mr.Fletcher(Danny Glover) küçük ve eski bir video kaset kiralama dükkanına sahiptir. Binanın çok eski olması ve şehrin yönetiminin modernizasyona gitmesinden dolayı yıkılmakla karşı karşıya olan dükkanını, yıkılmaktan kurtarmak için uğraşan Mr.Fletcher, bir dost toplantısı için şehirden ayrılır. Dükkanı, ise çalışanı Mike'a teslim eder, ama tek bir şartı vardır; Mike arkadaşı Jerry'i dükkana sokmayacaktır. İlk günden dükkana giren Jerry, elektrik santraline sabotaj yapmak için Mike'ı kandırmaya çalışır, ama beceremez. Sabotaj yapmaya çalışırken , kendi sabotajlanan Jerry, yoğun elektriğe kapılır ve manyetize olur. Dükkan'da ki, kasetleride bu manyetik güç sayesinde silen Jerry, Mike'ın başına büyük bir iş açar. Silinen, bütün kasetleri yerine koymanın imkansız olduğunu fark eden ikili, yapılmış filmleri tekrar kendileri çekmeye başlarlar. 20-25 dakika süren ve kendi tabirleri ile 'İsveçleştirdikleri' bu filmleri, kiralamaya başlarlar. Filmler, bir süre sonra çok popüler olur ve kahramanlarımız bölge halkının desteği ile video kaset dükkanlarını yıkımdan kurtarmaya çalışırlar. Gerçekten, komik ve eğlenceli bir film, zaman zaman fantastik ve zaman zaman duygusal öğelerde olan bu film, tekrar tekrar izlenmeyi hak ediyor.

12.12.2009

Code Inconnu (Bilinmeyen Kod)


Michael Haneke'yi ve sinemasını herkes sevmez,sevemez,zor gelir çünkü.İzleyiciyi zorlar,çoğu zaman sıkar.Bizler hayatımızda genellikle derdimizi,henüz anlatmadan başkalarının anlamasını isteriz.Bunun yanında ne sıkıntımızı ne de sevincimizi kolaylıkla anlatabiliriz bir diğerine...Hal böyle olunca Haneke'nin mekanın gözü olarak yerleştirdiği kamerasında gördüklerimizi anlamaya zorlamayız kendimizi,canımızı sıkar kamerasının şahit oldukları.Çünkü o kadar çok şey anlatır ki o kamera,zoraki iletişime geçen ve zar-zor anlaşan bizler o kameranın anlattıklarına kulak vermek istemeyiz.Dediğim gibi ya zaten iletişimde yaşadığımız zorluklardan dolayı ya da gerçeklerin canımızı sıkmasından,bizlere unuttuğumuz ama gerçek olan birşeyleri anımsattığından...Kabul,izlemesi zordur,kimi sekansları belki de gerçekten olmamıştır.Yine de,Haneke kadar bizim içimizdekini bize gösteren bir başka yönetmen daha var mıdır bilmiyorum.

Gidip Amerikalara kadar filmler çekti Haneke.Sebebini "anlattıklarımın daha çok insana ulaşmasını istiyorum" olarak açıkladı.Yani Haneke Tarantino gibi değil.Onun anlattıklarına bayılmıyor kimse.Julliet Binoche'de olmasa...Kimse kulak asmıyor anlattıklarına.Çünkü,görkemli yeni şatolarımız,metropollerimizdeki tüm çelişkileri,o meşhur şehir hayatımızın tüm çürümüşlükleri,yüz yıllık bir aşk hikayesinin gölgesinde,kapitalist korku çağına tuttuğu aynayla tüm endişelerimizi,şüphelerimizi hatta ahlak anlayışımızda meydana gelen tahribatları korkusuzca,bizim görmemek için kıvrandığımızı bile gözümüzün içine sokarcasına bir tek o anlatıyor.O yüzden Haneke sineması genelde sevilmez.İki saatlik boş vaktimizi de adeta konuşan bir ayna karşısında geçirmek istemeyiz çünkü.

Code Inconnu'da da(Bilinmeyen Kod) bunların hepsi mevcut.Kırk küsür sekans ve her birinde ayrı bir temas.Sinema kariyeri peşinde koşan pek güzel bir Binoche,savaş muhabiri sevgilisi,ateşli,hırslı bir siyahi genç,Romanya'dan bir sürü umutla Fransa'ya irtica eden göçmen bir kadın...Hepsi bir gerçeği anlatmak için var.Film,karakterlerin yollarının kesiştiği sahneyle başlıyor ve adeta tümden gelim yöntemiyle karakterlerin hayatlarına misafir oluyoruz.Sekansların çokluğu ve zaman-mekan uyuşmazlığı sebebiyle kimi yerlerde zihnimiz bulansa da ve film çoğu Haneke filmi gibi sorulara cevap vermeden,anlatılanlara bir ekleme yapmadan bitse de genel itibariyle her zamanki gibi çok iddialı ve gerçekçi bir Haneke filmi ile karşı karşıya kalıyoruz.Yüzleşmesi zor,izlemesi zor ama gerekli.

10.12.2009

Away We Go


Away We Go, yönetmenliğini Oscar odüllü Sam Mendes'in yaptığı dram ve mizah ağıyla örülmüş bir yol filmi. Daha önce, American Beauty ve Revolutinary Road filmlerinde Amerikan Banliyö hayatını çok iyi analiz eden ve Amerikan Rüyasına sıkı eleştiriler getiren yönetmen, bu filmde de benzer noktalara değinmiş. Burt ve Verona, otuzlu yaşların ortasında, kusursuz bir ilişkiye sahip olan bir çittir. Fakat, bu ikili gerçek hayattan bir şekilde izole yaşmaktadırlar. Ne düzenli bir evleri, ne düzenli bir işleri ne de hayata karşı hırsları vardır. Bu hallerinden gayet memnun olan ikili, ilişkilerini evlenmeden uzun yıllar boyunca sürdürmüşlerdir. Verona'nın hamile olduğunu öğrenmesi ile bir anda herşey değişir ve kahramanlarımız hayata daha ciddi yaklaşmaya başlarlar. Daha düzenli bir yaşam ve aile kurmak isteyen ikili, bunun için yollara düşer. Eski dostlarını ve akrabalarını gezerek, hangi şehrin ve hangi aile formunun onlara daha yakın olduğunu algılamaya çalışırlar. Zaman zaman mizah öğeleri ile zaman zaman ise dram ile kaplı bu yol macerası, ikilinin gerçek evlerini bulmasına yardımcı olur. Sam Mendes'in bağımsız tarz kokan filmi, bana göre bu yılın en başarılı dram ve yol hikayelerinden biri. Bu tarz film sevenlere duyurulur, izlememiş olan varsa bir an önce izlesin..

7.12.2009

Neşeli Hayat


Bu güne kadar yaptığı her işte başarılı olmuş bir kişinin yeni filmini izleyecek olmak , doğal olarak beklentilerimizi yukarıda tutmamıza neden oluyor. Ama, unutmamamlıyız ki bu film mütevazi bir yapım. Zaten, Yılmaz Erdoğan ve filmin oyuncuları bu noktada, filmin üzerine çökmüş gereksiz beklentiyi dillendirmişler. Sıradan bir mahallede yaşiyan, sıradan adam Rıza Şenyurt'un hikayesinin konu alındığı filmde, hüzün ve sevinç bir araya girmiş. Genellikle, tek karakter üzerinde durulan filmde, BKM Mutfak oyuncuları, hocalarına yan rollerde destek vermişler. Bir nebze, Ersin Korkut ve Büşra Pekin başrollerde gereği kadar rol almış ve iki oyuncu da mükemmele yakın oyunculukları ile gelecek için umut vaad etmişlerdir. Rıza Şenyurt, kenar mahallede geçim zorlukları ile yaşıyan bir adamdır. Birgün, kapısına kadar gelen Neşeli Hayat, saadet zincirine hayır diyemez ve bu şirketin ürünlerinin satmaktan sorumlu bir görevli haline gelir. Kozmetik ürünler satan bu şirket, 2yılda zenginlik vaad etmekte ve üyelerini kandırmaktadır. Elinde ne var ne yok bu işe giren Rıza, arkadaşlarının bir kısmınıda bu şirkete dahil etmiştir. Şirketin kullandığı ürünlerde zararlı bir madde ortaya çıkması ile, ürünleri elinde kalan Rıza büyük bir darbe yemiştir. Arkadaşları tarafından mahkemeye verilen Rıza, bir yandan borçlarını ödemek için geçiçi işler peşinde koşturmakta(Noel Babalık gibi) bir yandan da karısı ve kayınçosu Lokman Yusuf'un dertleri ile uğraşmaktadır. Komedi unsurlarının pek fazla olmadığı, genel olarak dram ve sosyal öğelerle kaplı bir film. Verdiği mesajlar ve kenar mahalle yaşantısını özetlemsi itibarı ile son derece başarılı buldğum bir yapım. Sinemada, kaliteli bir Türk Yapımı komedi-dram filmi izlemek isteyenlere tavsiyemdir...

2.12.2009

Harry Houdini ve Death Defying Acts...



Houdini, 1874-1926 yılları arası yaşamış dünyaca ünlü illüzyonist'dir. Bazılarına göre gelmiş geçmiş en iyisidir. Macar asıllı Houdini'nin gerçek adı Erik Weisz'dir. Macaristan'dan ABD'ye göç eden bir hahamın oğludur. Küçük yaşta trapezciliğe başlamış ve kısa zamanda pek bi başarılı olmuştur. 20.yy'ın başında ise artık bir efsane haline gelmiştir. Numaraları, dilden dile Houdini'ye büyük bir popülerite kazandırmıştır. Zincir ve kelepçe bağlı elleri ile, kapalı sandıktan çıkma numarası en meşhuru idi. Ruh çağırıcıları ve medyumları, şarlatan ilan etmiş Houdini, onların da birtakım ilizyonlarla bu işleri gerçekleştirdiğini söylemiştir. Buna rağmen medyumlarla, ruh çağırma seanslarına katıldığı bilinmektedir.



2007 yapımı Death Defying Acts'de filmide bu noktadan hikayeyi yakalıyor.
Edinhburg'a bir gösteri için gelen Houduni, burada fakir küçük kız Benji ve psişik güçlere sahip annesi Mary ile tanışır. Ölen annesi ile iletişim kurmak isteyen Houdini 10,000 dolar'ı gözden çıkarmıştır. Psişik güçlere sahip olduğunu söyleyen Mary ise bu göreve çoktan hazırdır. Küçük kızı Benji gerekli bilgileri toplayacak ve Mary bu bilgileri psijik güçleri varmış gibi aktaracaktır. İşler , pek düşündükleri gibi gitmez ve Houdini'yi kandırmak düşündüklerinden pek kolay olmaz. Film, açıkçası çok başarılı değil ama Houdini gibi birinin hayatına küçük bir bakış atmak için ideal. Ayrıca, Guy Pearce ve Catherine Zeta-Jones'un başrolleri paylaştığını unutmamak lazım...

imdb paunı:5.9

1.12.2009

Goodfellas (Sıkı Dostlar)



Godfather'dan sonra izlediğim en iyi mafya filmini sizlerle paylaşmak istedim. Eminim ki birçok kişi Goodfellas'ı izlemiş ve benim gibi etkisi altında kalmıştır.
Martin Scorsese, filmin yönetmen koltuğunda oturuyor. Tabiki, usta yönetmen filme inanılmaz bir aksiyon havası katıyor ve parçaları çok güzel birleştiriyor. Başrollerde ki, Ray Liotta, Robert De Niro ve Joe Pesci ise, yıllarca unutulmayacak bir performans ortaya koyup, filmin bu kadar popüler olmasında önemli rol oynuyorlar.



Nicholas Pileggi'nin Wiseguys adlı romanından uyarlanan film, gangster Henry Mill'in gerçek hayatını konu alıyor. Henry, yarı italyan yarı da İrlanda'lıdır. Çoçuk yaşta, mafya adına çalışmaya başlayan Henry, zamanla ağır abilerin tamamından geçer not almış ve güvenilirliğini kanıtlamıştır. 20'li yaşların başında cebinde parası, altında arabası ve sonsuz imkana sahip olmaya başlıyan Henry, zamanla meslekde yükselme isteği içine girmiştir. James Conway(De Niro) ve Tommy DeVito(Joe Pesci) ile birlikte çalışmaya başlıyan Henry, küçük çapta hırsızlıklardan , uyuşturucu satılıcığına kadar yükselmiş ve lüks bir hayatı elde etmiştir. Fakat, Amerika'da İtalyan mafyası içinde hiyerarşik bir yapılanma söz konusudur ve bu hiyarerşik aileye sadece safkan İtalyan'lar mensup olabilmektedir. James ve Henry'nin en büyük amacı yakın dostları Tommy'i ailenin içine sokmaktır. Ama, işler pek istedikleri gibi yürümez ve şatafatlı günler bir an da son bulur. Yaptıkları uyuşturucu ticareti ve umarsızca işledikleri cinayetler , SıkıDostları artık bir hedef haline getirmiştir...



Başyapıt olarak gösterebileceğimiz bu film, gerek yönetmen Scorsese'nin başarılı yönetimi gerekse de oyuncu kadrosunun mükemmele yakın oyunculukları ile mafya filmleri içinde haklı bir yere sahip olmuştur. 6 dalda Oscar adayı gösterilen film, Joe Pesci'ye en iyi yardımcı erkek ödülü kazandırmıştır...

imdb notu:8.8

30.11.2009

The Twilight Saga: New Moon


Hayatımda bu kadar kötü vampir romanı ve uyarlaması görmedim. Halbuki, çok uzun yıllar önce değil, yaklaşık on yıl önce, Anne Rice'ın Interview with Vampire kitabı ne kadar ustaca aktarılmıştı sinemaya .Hatta, serinin ilk filmi The Twilight bile bu filme göre çok daha iyiydi. Vampir, hikayelerini sevmem nedeni ile ilk 2 kitabı okumuştum. İlk başta çok akıcı gelen hikaye, bir süre sonra esas kızımızın mızmız tavırları, halinden sürekli şikayet halinde olması ve intihara meğelli ruh hali nedeni ile beni çok bunaltmıştı. Bella, o kadar şımarık bir kız ki, süper gücünüz yoksa yanınıza bile yaklaşmaz:) Bu noktada, oyuncu tercihinin Kristen Stewart olması bence isabet olmuş. O ruhsuz hali ile, çok güzel oynuyor Bella'yı ya da kendini oynuyor. Filmin, ortasında bağırmak istedim kız kendini Romeo ve Juliet'de zanlediyor. O puslu puslu bakışlar, konuşurken acı çekmesi ve binbir tripe girmesi, sanki filmde şiirsel bir hava var. Kitap ve dolayısı ile film, bir vampir hikayesinden çıkıp, ergen bir kızın sorunlarına bir bakış gibi gözükmeye başlıyor. Filmin, konusuna hiç girmicem yediden yetmişe zaten herkes biliyor. Edward, kaçıp gidiyor Bella arkasından salya sümük, hafiften Jacob'a kuyruk sallıyor ama bir anda yüce vampir Edward geliyor ve kızını tekrar kapıyor. Belkide filmde ki tek güzel anlar, İtalya'da ki soylu vampir aile Volturi'lerin , Edward'la yüzleştiği anlar. Zaten, vampir denilince insanın aklına Orta Avrupa filan geliyor. Ortaçağ'dan kalma yapıtlar arasında daha çekiçi ve inandırıcı oluyor bir vampir. Kocaman Volvo Jeep'ile gezen arkadaş, vampir'den çok zengin bir Amerikan ergene benziyor. Bu serinin belkide tek artı noktası, saçma da olsa en azından gençlerimize kitap okutturması, filmleri için söylenebilcek tek söz ise fiyasko . Ama ben yinede tavsiye etmeden duramayacağım, eğer çok sevidiyseniz bu vampir hikayesini, bir de Anne Rice'ın , Vampir'le Görüşme ve Vampir Lestat kitaplarını okuyun. Arada ki farkı çok rahat bir şekilde hissediceksiniz...

27.11.2009

500 Days of Summer (Aşkın 500 Günü)


500 Days of Summer, bu yılın en çok dikkat çeken romantik-komedilerin den biri. Sıradanlaşmış bu tarza, yeni bir soluk getiren ve ortaya başarılı bir sonuç çıkartan bir yapım. Dediğim gibi film sıradan bir romantik-komedi değil, beklentilerinizi bu yönde tutun. Ortada ne bir romantizim var ne de bir komedi. Daha çok aşkı ve genç yetişkinlerin ilişkilerini analiz eden ve aşkı rasyonel temellere oturtmaya çalışan bir film. Aşka inanan, romantik ve The Graduate filmini izleyerek büyümüş bir adam ve küçük yaşta ailesinin boşanması ile birçok gerçekle yüzleşmiş ve aşka inancını kaybetmiş bir kadın. Her ne kadar birbirlerine uymasalar da bir şekilde tanışan bu ikili, adını koymadıkları bir ilişki içine girerler.Bu ilişki içinde yaşanan günler, kronolojik sırayı takip etmeden izleyiciye aktarılıyor. Summer ile Tom zaman zaman birlikte müzik marketleri geziyor, zaman zaman İKEA'da el ele dolaşıyor ve zaman zaman da sinemaya gidiyorlar. Bu süre içinde Tom, Summer'a deli gibi aşık oluyor. Fakat, Summer aynı duyguları ona karşı hissetmiyor, ona göre birine ait olma düşüncesi çok saçma geliyor. Aniden, Tom'dan ayrılan Summer, hiç bir değişiklik yokmuş gibi hayatına devam ederken. Tom tam anlamıyla yıkılıyor ve nerdeyse tüm hayattan kendini izole ediyor. İşte bu noktada bile filmin, klasik bir romantik-komedi olmadığı anlaşılıyor. Çünkü, bu filmde acı ceken , duygusal, iki gözü iki çeşme bir kadın yok, bu filmde, aşka ve hayata daha rasyonel bakan ve güçlü duruşu ile gönül ilişkilerinden etkilenmeyen bir kadın var. Türe, yeni bir soluk getiren bazı noktalarda Woody Allen filmlerine anımsatan, ve birçok sinemaseverden olumlu eleştiri alan bir film. Tavsiye ederim, iyi seyirler...

25.11.2009

Matilde'ye Sone



Usta şair Pablo Neruda'nın çok sevdiği Matilde'ye ithaf ettiği müthiş şiiri...

Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle çıkar karşına hayat.
Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın
ateş de pay alır kendine soğuktan.

Seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.

Sanki ellerimdeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.

Sevgimin iki canı var seni sevmeye.
Bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken seviyorum seni.

Pablo Neruda