Pages

24.12.2009

A Perfect Gateaway





Derin Karanlık ve Riddick Günlükleri'nin yönetmeni, David Thowy'nin vasat altı bir yapımı. Baştan aşağı klişelerle dolu ve 90'lı yılların 2.kalite aksiyon-macera filmlerinin hatırlatan bir film. Başrollerde ise; Milla Jovovich, Timothy Olyphant, Steve Zahn ve Kiele Sanchez var. Yeni evli bir çift, balayı için Hawai adasına giderler. İlk başta sakin ve huzurlu başlayan tatil, çiftimizin macera arayışı ile kendilerini dağlara taşlara vurması ile bir anda değişir. Çünkü, Honolulu'da bir cinayet işlenmiştir ve bu cinayetin failleri de bir çifttir. Balayı ikilisi, saklı sahillere doğru yol alırken, yakınlarında şüphelendikleri 2 tehlikeli çift vardır. Süprizler, birbirini izler ve siz hangi çiftin katil olduğunu çözmeye çalışırken, bir anda gerçekle yüzyüze kalırsınız. Tabiki, biraz dikkatli bir şekilde filmi takip ederseniz baştan beri hangi ikilinin katil olduğunun rahatça anlarsınız ve ilk 45dk.'dan sonra filmi boşuna izlediğinizi anlar ve Milla Jovovich'in güzelliğine kendinizi bırakır, filmin bitmesini beklersiniz. Boş, vasat altı bir Hollywood macera filmi daha, belki çok boş vaktinizde , elinizde başka izleyecek birşey yoksa değerlendirilebilir. İyi seyirler...

22.12.2009

Mahvolmuş Hayatlar



'aynı kadınla iki kez
evlenerek hayatımı mahvettim'demiş
William Saroyan.

hayatlarımızı mahvedecek bir şeyler
her zaman vardır,
William,
neyin veya kimin
bizi önce
bulduğuna
bakar,
mahvolmaya hep
hazırızdır.

mahvolmuş hayatlar
olağandır
bilgeler için de
ahmaklar için de.

ancak
o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda,
işte o zaman
farkına varırız
intiharların,ayyaşların,hapisane
kuşlarının,uyuşturucu müptelaları
ve benzerlerinin.
varoluşun
menekşeler kadar,
gökkuşağı
kasırga
ve
tamtakır
mutfak
dolabı
kadar
olağan
bir
parçası
olduklarının.

Charles Bukowski

21.12.2009

Bakjwi (Thirst / Kan Arzusu)



Bakjwi ,Oldboy filmi ile büyük bir başarı ve popülerite kazanmış, Koreli yönetmen Chan-Wook Park'ın yeni filmi. Konusu açısından, absürd bir korku- drama diyebiliriz. Vampir temalı bir film ama nerdeyse klasik olan hiçbir vampir öğesine yer verilmemiş. Kısacası, Kore'li yönetmen, ortaya deneysel bir yapım çıkartmış. Diğer filmleri kadar başarılı olmasa bile, bu deneysellik ve filmin görüntü zenginliği filmi hiç sıkılmadan bitirmenize sebep oluyor.



Konuya gelirsek eğer, Rahip Sang-Hyeon, nerdeyse tüm zamanını bir hastanede geçirmekte ve ölümcül hastalara son görevlerinde yardımcı olmaktadır. Geri kalan, zamanlarda ise hastanede ki hemşirelerin günah çıkarmaları ile uğraşmaktadır. Hayatın anlamanı daha derinlerde arıyan rahip, gönüllü olarak bir göreve katılır. Ne olduğu tam belli olmayan ve yüzlerce insanın ölümüne neden olan bir hastalığın, tibbi deneylerinde kobay olan rahip, kimsenin yapamadığını yapar ve hayatta kalır. Fakat, bu deneyler sonucu ruhu ve bedeni büyük bir değişime uğrar. Artık, kan arzusu ile dolu, günahkar bir vampirdir. Bu arada kader onu, bir çoçukluk arkadaşı ile kesiştirmiştir. Arkadaşının karısı ,Tae-Joo ile tutkulu bir ilşkiye başlıyan Hyeon, hem bir yandan susuzluğunu gidermeye bir yandan da dünyevi zevkleri tatmaya başlar. Zamanla, Tae-joo ve Hyeon arasında ki ilişki çok daha farklı boyutlara ulaşır ve Hyeon için işler artık içinden çıkılmaz bir hal alır. İyilik için çıktığı yolda artık, o en büyük kötülük ve günah sebebidr. Bir süre sonra, sevgilisi Ta-joo'yu da vampire dönüştüren Hyeon, büyük bir yanılsamanın ve yanlışın içinde olduğunu görür ve sevgi/nefret arasında gidip geldiği Tae-joo ile çok kritik bir karar alır.



Herkesin izleyipte sevebileceği bir film değil, ama biraz olsun uzak doğu sinemasının seven izleyiciler için iyi bir tercih olabilir. Filmin, artıları bana göre eksilerinden çok daha fazla. Deneysel yapısı ve türe getirdiği yeni solukla dikkati çeken ve izlenmeyi hak eden başarılı bir film. Bir not da , görsel öğeler için söylemek gerekirse; mükemmele yakın olduğunu söyleyebiliriz. İyi seyirler...

17.12.2009

Law Abinding Citizen


Law Abinding Citizen, adalet sistemini sorgulayan ve bunu yaparken aksiyon ve gerilimin dozunu hiç düşürmeyen bir film. Filmin genel olarak, artılarını ve eksilerini ortaya koyduğumuzda ortalama bir yapım olduğunu görebiliriz. Öncelikle artıları; başarılı oyunculuklar, Gerard Buttler ve Jamie Foxx oyunculukları ile filme çok büyük bir enerji katmışlar. Filmin diğer artıları ise; kokuşmuş Amerikan adalet sistemini sorgulaması ve intikam hırsının yarattığı gerilim. Eksilere gelirsek eğer; nedense filmin konusu bana pek özgün gelmedi, bazı noktalarda aklıma hep Prison Break dizisi(Hapishane bölümleri) geldi, işkence ve ölüm makineleri yaratma bölümlerinde ise Testere serisinden, bir esinlenme görmedim desem yalan olur. Ayrıca, filmin senaryosunda da belli başlı kopukluklar göze çarpıyor. Filmin konusuna gelirsek eğer, Cylde Shelton ve ailesi evlerinde birgün hunharca saldırıya uğruyorlar ve Clyde'ın gözlerinin önünde karısı ve küçük kızı can veriyor. Clyde, suçluların gerekli cezaları almasını umarken suç ortaklarından birinin çok kısa bir sürede yapılan bir anlaşmadan dolayı serbest kalmasını, içine sindiremiyor ve adaleti kendisi sağlamak için sahneye çıkıyor. Hedefinde ise, sadece suçlular değil, bu davada adı geçen herkes ve adalet sisteminin tümü vardır... Gerilimin ve aksiyonun yüksek olduğu ama senaryo ve işleniş bakımından sıradan bir film. Herşeye rağmen, boş bir vakitte izlenebilir filmler arasına rahatça girebilir. İyi Seyirler

imdb notu: 7.3

14.12.2009

Be Kind Rewind (Lütfen Başa Sarın)


Senaryosunu ve yönetmenliğini Fransız sinemacı Micheal Gondry'nin yaptığı film, son derece eğlenceli ve bazı noktalarda hafif fantastik öğeler bulunduran bir komedi yapımı. Yönetmen, daha önce Eternal Sunshine of the Spotless Mind ve Science of Sleep ile sinemaseverlerin ve eleştirmenlerin dikkatini çekmiş ve büyük bir başarı yakalamıştır. Dram ve komedi tarzlarına eklediği fantastik öğelerle belli bi tarz yakalamış olan yönetmen, bu filmde de kendi üslübunu yine yansıtmıştır. Filmin başrollerini ise; Jack Black, Mos Def ve Danny Glover üstleniyor. Mr.Fletcher(Danny Glover) küçük ve eski bir video kaset kiralama dükkanına sahiptir. Binanın çok eski olması ve şehrin yönetiminin modernizasyona gitmesinden dolayı yıkılmakla karşı karşıya olan dükkanını, yıkılmaktan kurtarmak için uğraşan Mr.Fletcher, bir dost toplantısı için şehirden ayrılır. Dükkanı, ise çalışanı Mike'a teslim eder, ama tek bir şartı vardır; Mike arkadaşı Jerry'i dükkana sokmayacaktır. İlk günden dükkana giren Jerry, elektrik santraline sabotaj yapmak için Mike'ı kandırmaya çalışır, ama beceremez. Sabotaj yapmaya çalışırken , kendi sabotajlanan Jerry, yoğun elektriğe kapılır ve manyetize olur. Dükkan'da ki, kasetleride bu manyetik güç sayesinde silen Jerry, Mike'ın başına büyük bir iş açar. Silinen, bütün kasetleri yerine koymanın imkansız olduğunu fark eden ikili, yapılmış filmleri tekrar kendileri çekmeye başlarlar. 20-25 dakika süren ve kendi tabirleri ile 'İsveçleştirdikleri' bu filmleri, kiralamaya başlarlar. Filmler, bir süre sonra çok popüler olur ve kahramanlarımız bölge halkının desteği ile video kaset dükkanlarını yıkımdan kurtarmaya çalışırlar. Gerçekten, komik ve eğlenceli bir film, zaman zaman fantastik ve zaman zaman duygusal öğelerde olan bu film, tekrar tekrar izlenmeyi hak ediyor.

12.12.2009

Code Inconnu (Bilinmeyen Kod)


Michael Haneke'yi ve sinemasını herkes sevmez,sevemez,zor gelir çünkü.İzleyiciyi zorlar,çoğu zaman sıkar.Bizler hayatımızda genellikle derdimizi,henüz anlatmadan başkalarının anlamasını isteriz.Bunun yanında ne sıkıntımızı ne de sevincimizi kolaylıkla anlatabiliriz bir diğerine...Hal böyle olunca Haneke'nin mekanın gözü olarak yerleştirdiği kamerasında gördüklerimizi anlamaya zorlamayız kendimizi,canımızı sıkar kamerasının şahit oldukları.Çünkü o kadar çok şey anlatır ki o kamera,zoraki iletişime geçen ve zar-zor anlaşan bizler o kameranın anlattıklarına kulak vermek istemeyiz.Dediğim gibi ya zaten iletişimde yaşadığımız zorluklardan dolayı ya da gerçeklerin canımızı sıkmasından,bizlere unuttuğumuz ama gerçek olan birşeyleri anımsattığından...Kabul,izlemesi zordur,kimi sekansları belki de gerçekten olmamıştır.Yine de,Haneke kadar bizim içimizdekini bize gösteren bir başka yönetmen daha var mıdır bilmiyorum.

Gidip Amerikalara kadar filmler çekti Haneke.Sebebini "anlattıklarımın daha çok insana ulaşmasını istiyorum" olarak açıkladı.Yani Haneke Tarantino gibi değil.Onun anlattıklarına bayılmıyor kimse.Julliet Binoche'de olmasa...Kimse kulak asmıyor anlattıklarına.Çünkü,görkemli yeni şatolarımız,metropollerimizdeki tüm çelişkileri,o meşhur şehir hayatımızın tüm çürümüşlükleri,yüz yıllık bir aşk hikayesinin gölgesinde,kapitalist korku çağına tuttuğu aynayla tüm endişelerimizi,şüphelerimizi hatta ahlak anlayışımızda meydana gelen tahribatları korkusuzca,bizim görmemek için kıvrandığımızı bile gözümüzün içine sokarcasına bir tek o anlatıyor.O yüzden Haneke sineması genelde sevilmez.İki saatlik boş vaktimizi de adeta konuşan bir ayna karşısında geçirmek istemeyiz çünkü.

Code Inconnu'da da(Bilinmeyen Kod) bunların hepsi mevcut.Kırk küsür sekans ve her birinde ayrı bir temas.Sinema kariyeri peşinde koşan pek güzel bir Binoche,savaş muhabiri sevgilisi,ateşli,hırslı bir siyahi genç,Romanya'dan bir sürü umutla Fransa'ya irtica eden göçmen bir kadın...Hepsi bir gerçeği anlatmak için var.Film,karakterlerin yollarının kesiştiği sahneyle başlıyor ve adeta tümden gelim yöntemiyle karakterlerin hayatlarına misafir oluyoruz.Sekansların çokluğu ve zaman-mekan uyuşmazlığı sebebiyle kimi yerlerde zihnimiz bulansa da ve film çoğu Haneke filmi gibi sorulara cevap vermeden,anlatılanlara bir ekleme yapmadan bitse de genel itibariyle her zamanki gibi çok iddialı ve gerçekçi bir Haneke filmi ile karşı karşıya kalıyoruz.Yüzleşmesi zor,izlemesi zor ama gerekli.

10.12.2009

Away We Go


Away We Go, yönetmenliğini Oscar odüllü Sam Mendes'in yaptığı dram ve mizah ağıyla örülmüş bir yol filmi. Daha önce, American Beauty ve Revolutinary Road filmlerinde Amerikan Banliyö hayatını çok iyi analiz eden ve Amerikan Rüyasına sıkı eleştiriler getiren yönetmen, bu filmde de benzer noktalara değinmiş. Burt ve Verona, otuzlu yaşların ortasında, kusursuz bir ilişkiye sahip olan bir çittir. Fakat, bu ikili gerçek hayattan bir şekilde izole yaşmaktadırlar. Ne düzenli bir evleri, ne düzenli bir işleri ne de hayata karşı hırsları vardır. Bu hallerinden gayet memnun olan ikili, ilişkilerini evlenmeden uzun yıllar boyunca sürdürmüşlerdir. Verona'nın hamile olduğunu öğrenmesi ile bir anda herşey değişir ve kahramanlarımız hayata daha ciddi yaklaşmaya başlarlar. Daha düzenli bir yaşam ve aile kurmak isteyen ikili, bunun için yollara düşer. Eski dostlarını ve akrabalarını gezerek, hangi şehrin ve hangi aile formunun onlara daha yakın olduğunu algılamaya çalışırlar. Zaman zaman mizah öğeleri ile zaman zaman ise dram ile kaplı bu yol macerası, ikilinin gerçek evlerini bulmasına yardımcı olur. Sam Mendes'in bağımsız tarz kokan filmi, bana göre bu yılın en başarılı dram ve yol hikayelerinden biri. Bu tarz film sevenlere duyurulur, izlememiş olan varsa bir an önce izlesin..

7.12.2009

Neşeli Hayat


Bu güne kadar yaptığı her işte başarılı olmuş bir kişinin yeni filmini izleyecek olmak , doğal olarak beklentilerimizi yukarıda tutmamıza neden oluyor. Ama, unutmamamlıyız ki bu film mütevazi bir yapım. Zaten, Yılmaz Erdoğan ve filmin oyuncuları bu noktada, filmin üzerine çökmüş gereksiz beklentiyi dillendirmişler. Sıradan bir mahallede yaşiyan, sıradan adam Rıza Şenyurt'un hikayesinin konu alındığı filmde, hüzün ve sevinç bir araya girmiş. Genellikle, tek karakter üzerinde durulan filmde, BKM Mutfak oyuncuları, hocalarına yan rollerde destek vermişler. Bir nebze, Ersin Korkut ve Büşra Pekin başrollerde gereği kadar rol almış ve iki oyuncu da mükemmele yakın oyunculukları ile gelecek için umut vaad etmişlerdir. Rıza Şenyurt, kenar mahallede geçim zorlukları ile yaşıyan bir adamdır. Birgün, kapısına kadar gelen Neşeli Hayat, saadet zincirine hayır diyemez ve bu şirketin ürünlerinin satmaktan sorumlu bir görevli haline gelir. Kozmetik ürünler satan bu şirket, 2yılda zenginlik vaad etmekte ve üyelerini kandırmaktadır. Elinde ne var ne yok bu işe giren Rıza, arkadaşlarının bir kısmınıda bu şirkete dahil etmiştir. Şirketin kullandığı ürünlerde zararlı bir madde ortaya çıkması ile, ürünleri elinde kalan Rıza büyük bir darbe yemiştir. Arkadaşları tarafından mahkemeye verilen Rıza, bir yandan borçlarını ödemek için geçiçi işler peşinde koşturmakta(Noel Babalık gibi) bir yandan da karısı ve kayınçosu Lokman Yusuf'un dertleri ile uğraşmaktadır. Komedi unsurlarının pek fazla olmadığı, genel olarak dram ve sosyal öğelerle kaplı bir film. Verdiği mesajlar ve kenar mahalle yaşantısını özetlemsi itibarı ile son derece başarılı buldğum bir yapım. Sinemada, kaliteli bir Türk Yapımı komedi-dram filmi izlemek isteyenlere tavsiyemdir...

2.12.2009

Harry Houdini ve Death Defying Acts...



Houdini, 1874-1926 yılları arası yaşamış dünyaca ünlü illüzyonist'dir. Bazılarına göre gelmiş geçmiş en iyisidir. Macar asıllı Houdini'nin gerçek adı Erik Weisz'dir. Macaristan'dan ABD'ye göç eden bir hahamın oğludur. Küçük yaşta trapezciliğe başlamış ve kısa zamanda pek bi başarılı olmuştur. 20.yy'ın başında ise artık bir efsane haline gelmiştir. Numaraları, dilden dile Houdini'ye büyük bir popülerite kazandırmıştır. Zincir ve kelepçe bağlı elleri ile, kapalı sandıktan çıkma numarası en meşhuru idi. Ruh çağırıcıları ve medyumları, şarlatan ilan etmiş Houdini, onların da birtakım ilizyonlarla bu işleri gerçekleştirdiğini söylemiştir. Buna rağmen medyumlarla, ruh çağırma seanslarına katıldığı bilinmektedir.



2007 yapımı Death Defying Acts'de filmide bu noktadan hikayeyi yakalıyor.
Edinhburg'a bir gösteri için gelen Houduni, burada fakir küçük kız Benji ve psişik güçlere sahip annesi Mary ile tanışır. Ölen annesi ile iletişim kurmak isteyen Houdini 10,000 dolar'ı gözden çıkarmıştır. Psişik güçlere sahip olduğunu söyleyen Mary ise bu göreve çoktan hazırdır. Küçük kızı Benji gerekli bilgileri toplayacak ve Mary bu bilgileri psijik güçleri varmış gibi aktaracaktır. İşler , pek düşündükleri gibi gitmez ve Houdini'yi kandırmak düşündüklerinden pek kolay olmaz. Film, açıkçası çok başarılı değil ama Houdini gibi birinin hayatına küçük bir bakış atmak için ideal. Ayrıca, Guy Pearce ve Catherine Zeta-Jones'un başrolleri paylaştığını unutmamak lazım...

imdb paunı:5.9

1.12.2009

Goodfellas (Sıkı Dostlar)



Godfather'dan sonra izlediğim en iyi mafya filmini sizlerle paylaşmak istedim. Eminim ki birçok kişi Goodfellas'ı izlemiş ve benim gibi etkisi altında kalmıştır.
Martin Scorsese, filmin yönetmen koltuğunda oturuyor. Tabiki, usta yönetmen filme inanılmaz bir aksiyon havası katıyor ve parçaları çok güzel birleştiriyor. Başrollerde ki, Ray Liotta, Robert De Niro ve Joe Pesci ise, yıllarca unutulmayacak bir performans ortaya koyup, filmin bu kadar popüler olmasında önemli rol oynuyorlar.



Nicholas Pileggi'nin Wiseguys adlı romanından uyarlanan film, gangster Henry Mill'in gerçek hayatını konu alıyor. Henry, yarı italyan yarı da İrlanda'lıdır. Çoçuk yaşta, mafya adına çalışmaya başlayan Henry, zamanla ağır abilerin tamamından geçer not almış ve güvenilirliğini kanıtlamıştır. 20'li yaşların başında cebinde parası, altında arabası ve sonsuz imkana sahip olmaya başlıyan Henry, zamanla meslekde yükselme isteği içine girmiştir. James Conway(De Niro) ve Tommy DeVito(Joe Pesci) ile birlikte çalışmaya başlıyan Henry, küçük çapta hırsızlıklardan , uyuşturucu satılıcığına kadar yükselmiş ve lüks bir hayatı elde etmiştir. Fakat, Amerika'da İtalyan mafyası içinde hiyerarşik bir yapılanma söz konusudur ve bu hiyarerşik aileye sadece safkan İtalyan'lar mensup olabilmektedir. James ve Henry'nin en büyük amacı yakın dostları Tommy'i ailenin içine sokmaktır. Ama, işler pek istedikleri gibi yürümez ve şatafatlı günler bir an da son bulur. Yaptıkları uyuşturucu ticareti ve umarsızca işledikleri cinayetler , SıkıDostları artık bir hedef haline getirmiştir...



Başyapıt olarak gösterebileceğimiz bu film, gerek yönetmen Scorsese'nin başarılı yönetimi gerekse de oyuncu kadrosunun mükemmele yakın oyunculukları ile mafya filmleri içinde haklı bir yere sahip olmuştur. 6 dalda Oscar adayı gösterilen film, Joe Pesci'ye en iyi yardımcı erkek ödülü kazandırmıştır...

imdb notu:8.8