Pages

14.01.2010

Nordwand (Kuzey Yamacı)


Bu aralar vizyonda olan, Almanya yapımı bu tarihi-macera filminin bende bıraktığı izlenimlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle, filmin konusu gerçek bir hayat hikayesinden alınmış. 1930'lı yılların ikinci yarısında yaşanan olayları konu alıyor. Toni ve Andi, Nazi Dağcılık Birimine bağlı, tek tutkuları tırmanmak olan dağcılardır.Bu ikili, politik ve siyasal olaylara uzak, sadece yaptıkları spora tutkuludurlar. Andi'nin çabaları ile, 1936 yılında bu ikili kimsenin çıkmayı başramadığı Eiger Dağı'nın, Kuzey Yamacına(Ölü Taraf) çıkmaya karar verirler. Hem toplumda saygın bir yere sahip olmak, hem de adlarını efsaneleştirmek için bu fırsat kaçınılmazdır. İsviçre'ye geldiklerinde, hazırlıkları sırasında Toni, ilk aşkı muhabir Luise'yi tekrar görür ve aralarında ki aşk tekrar canlanır. Ve, hazırlıklar tamamlanır, dağcılarımız umutsuz bir şekilde tırmanmaya başlarlar. İlk başlarda herşey olumlu gitmiş, Toni ve Andi, hızlı bir şekilde ilerlemiştir. Fakat onların rotasını takip eden, Avusturya'lı dağcılar tüm planları alt üst eder. Artık, onlar rakip değil, o ölümcül yamaç'dan kurtulmaya çalışan bir ekiptir. Dağcılarımız, hayatlarını kurtarmak için yoğun bir çaba sarf ederken, Luise'de hayatının aşkını kurtarmak için yola çıkar...

Her anı macera ve adrenalin dolu bir film. Görsel öğeler ve başarılı dönem anlatımı da cabası. Savaş yıllarına yakın, Nazi Almanya'sına başka bir yönden yaklaşan ve Alman insanının birinci olmak ve insan olmak arasında gidip geldiği, ortalama üstü bir film. Tavsiyemdir, iyi seyirler...

10.01.2010

Avatar



En sonunda istediğim seansta ve istediğim salonda, Avatar'ı izleme şerefine nail oldum. Yönetmen ve senarist James Cameron, daha önce Terminatör ve Titanic filmleri ile büyük bir başarı ve popülerite yakalamıştı. Ama, belkide bu filmle yıllar boyu unutulmayacaklar arasına çoktan girdi bile. Üç boyutlu sinema teknikleri ile üretilen ve bügüne kadar yapılmış, en yüksek bütçeli film olan Avatar'ı izlerken, yönetmen Cameron'ın hayalgücüne ve sinema diline hayran kalmamak elde değil. Filmin oyuncularına geldiğimiz ise şu isimler karşımıza çıkıyor; Sam Worthington, Zoe Saldana, Giovanni Ribisi ve Sigourney Weaver. Ben, oyunculuklar adına çok kayde değer bir performans göremedim ve bu zaten çok normal gibi gözüküyor. Çünkü, film oyuncu performanslarına odaklı değil, teknolojik altyapı ve görsel şiirsellik herşeyin önüne geçiyor.



Film, dünyadan çok uzakta Pandora adlı bir gezegende geçiyor. Değerli taşlar ve madenlerin zenginliği, insanoğlunu bu gezegene çekmiş ve bir özel şirket adına araştırmalar başlamıştır bile. Pandora'da büyük bir uzay üstü kuran bu şirket, bilim adamları ve paralı askerlerden oluşan bir gruptur. İnsanların, maskesiz nefes alamadığı bu topraklarda, nefes alabilecek ve araştırma yapabilecek bireylere ihtiyaç vardır. Bunu çözümününde ise, yarı Na'vi(Pandora'lı insana benzeyen canlı) ve yarı insan DNA'sından oluşan ve dışardan kontrol edilebilen genetik harikalar oaln Avatar'lar yatar. Jake Sully, tekerlekli sandalyeye bağlı bir savaş gazisidir ve programa gönüllü olarak katılır. Daha ilk andan, fonksiyonunu kaybeden bedenine farklı bir formatta bile olsa, kavuşmanın keyfini yaşayan Sully, Na'vi insanlarının arasına sızmakla görevlendirilir. Görevini başarıyla yerine getirmeye çalışan Jake, savaşçı ve asi ruhu ile zamanla Na'vi'lere kendini kabul ettirier ve onlardan biri olmayı başarır. Bu sırada, Na'vi kabile reisinin kızı Neytiri'ye de aşık olur ve görevinin gereklerini ertelemeye ve hatta saf değiştirmeye bile başlar. Bu arada, şirketin askeri birlikleri çoktan gezegenin en kutsal ve maden açısından en değerli alanlarını bombalamaya başlamıştır bile. Zaman, Na'vi'lerin bağımsızlık ve özgürlük için savaşma vaktidir ve yarı insan yarı Na'vi, Avatar Jake'de çoktan safını bellemiştir...



Birçok otorite, filmi bir devrim niteliğinde görmekte. Bende, bu düşünceye katılıyorum, gerek görüntü zenginliği ve yenilikleri, gerekse de ilk defa yüksek bütçeli bir Hollywood filminde ezilen halkın, iyi ve galip gösterilmesi beni çok şaşırttı. Filmde ki politik mesajlarda, Amerika'nın işgal ettiği kültürlerde ve ülkelerde ki günahlarını çıkarma çabası, birçok kez gözümüze de çarptı. Ayrıca, yönetmen James Cameron'ın hayalgücü ve sinema dili de takdire şayen. Her yönü ile 2009'a damga vurmuş bir film, izlemeyen herkes bir an önce izlesin, mümkünse 3D'ile :)

8.01.2010

Un Divan a New York


"Neden bilmiyorum ama bütün ayakkabılarını pırıl pırıl hizalanmış görünce kalbim sıkıştı.Hiç değilse birinin üstünde ufak bir çamur lekesi,çimen parçası,küçük bir yaprak olsaydı..."


Juliette Binoche hakkında yazacaklarım muhakkak hep eksik kalacaktır.Çünkü onun ekrana yansıyan büyüsünü tarif edebilecek kadar iyi bir Türkçe'ye sahip değilim.Belki de böylesi daha iyi aslında çünkü o büyüyü,ışığı tarif edebildiğimiz an onu zihnimizde canlandırabileceğimiz anlamına gelir.Öyle olmasındansa yarım kalmasını tercih ederim.Neyse,yazının konusu Binoche değil onun belki de en "basit",en "olmamış" filmlerinden biri:Un Divan a New York.Yine de,filmi Binoche'dan başka izlenmeye değer kılan neler olduğunu anlatmak isterim.

Filmin yönetmeni Belçikalı Chantal Akerman.Kendisi hakkında en ufak bir fikrim dahi olmadığını peşinen söyleyeyim.Ancak gördüğümüz kadarıyla Akerman klasik bir Fransız romantizmiyle Hollywood klişelerini bir arada bulunduran naif bir aşk filmini birleştirmeyi denemiş ve ortaya Fransız usulü bir romantik-komedi filmi çıkmış.Yani,ağır ağır ilerleyen,klişelerle dolu bir aşk filmi.Aslında,Amelie ve Jeux d'enfants ile başlayan yeni Fransız aşk filmlerinin gayet başarılı olduğunu biliyoruz.Ama "un Divan a New York" kesinlikle o kalibrede bir film değil.Yalnız bu söylediklerim filmde izlenmeye değer bir şey yok diye anlaşılmasın.Yazının başında da belirttiğim gibi,başta Binoche olmak üzere bir çok küçük,sevimli detay her romantik-komedide olduğu gibi yüzünüzü gülümsetiyor.

Binoche'nin ve William Hurt'un başarılı oyunculuklarına pek fala değinmenin anlamı yok zaten.Onun dışında filmi asıl ilginç kılan;her zaman farkında olduğumuz halde her gördüğümüzde bizi şaşkınlığa uğratan "zıtlıkların uyumu" meselesi.Ünlü ve başarılı psikanalist Henry Harriston düzenli,aşırı titiz ve yeterince obsessiftir.Her şeyi planlı ve düzenlidir.Yani tipik "kariyerli" bir Amerikalıdır.Bunun yanı sıra Beatrice ise Paris'in banliyölerinden birinde yaşayan,gayet rahat,umursamaz,dağınık ama son derece çekici bir kadındır.İkisi de aldıkları ani bir karar sonucunda evlerini bir süreliğine değiş-tokuş etmeye karar verirler ve hikayemiz başlar...

Beatrice Harriston'un dairesine yerleştiğinde yaşadığı duygu "köyden indim şehire" tadındadır.Harriston ise tam tersini yaşıyordur.Tavanı sızdıran,dağınık bir daire...Üstelik hiç alışık olmadığı varoşlarda...Beatrice kısa süre içerisinde çevresini kendine bağlamayı başarmıştır.Daha doğrusu bu kendiliğinden gerçekleşmiştir.Çünkü,Beatrice'nin o umursamaz,doğal tavrı herkesin yıllar önce belirli kalıplara girmek adına askıya aldığı o eski,hınzır hallerini anımsatmaktadır onlara.Beatrice çevresindeki herkesi kendine aşık etmiştir.Çünkü o herkesin bir yerde unutup da aradığı o saflıktır.Aynısı Doktor Harriston'a da olur.Beatrice'nin evinde kalamaz ve New York'a geri döner.Ancak dönüş amacı kesinlikle bu değildir.

Binoche'nin o kimseye benzemeyen jest ve mimikleri,kimin hasta kimin doktor olduğuna dair başarılı göndermeler ve film boyunca hiç bitmeyen sıcak diyaloglar...Ağır-aksak ilerleyen bir romantik-komediyi izlenebilir kılan ve hatta sevdirebilen sebeplerin başında geliyor...

7.01.2010

Les triplettes de Belleville



Animasyon filmleri, tür olarak çok sevsemde bugüne kadar hiç bir örneğini bloğuma yazmadığımı fark ettim. İşte bu noktada bugün sizlere, sevdiğim animasyonlar içinde rahatlıkla ilk 10'a girebilecek olan, Les triplettes de Belleville( Belleville'de Randevu) filmini tanıtacağım. 2003 Fransız yapını filmin, yönetmenliğini, Sylvain Chomet üstleniyor. Tarz olarak, macera-komedi diyebilceğimiz bu animasyon, gerek müzikleri gerekse de çizimsel özgünlüğü ile dikkat çeken bir film. Kesinlikle, yetişkinler için olan bu animasyon , çok karikatürize ve çirkin figürleri barındırıyor. Hayali şehir Belleville ise, New York, Montreal ve Paris'in bir sentezi gibi karşımıza çıkıyor.Ayrıca film, bazı anlarda bu üç büyük şehre göndermeler yapmadan da geçmiyor. Konuya gelirsek eğer, yetim çocuk Champion, büyükannesi Madam Souza tarafından büyütülmüş ve en büyük tutkusu bisiklet sürmek olan bir çocuktur. Üç tekerlekli bisiklet ile başlayan bu tutkusu zamanla onu Fransa Turu'na kadar götürür. Büyükannesi tarafından, zorlu bir antreman programından geçen Champion yarışmaya artık hazırdır. Yarışmaya iyi başlıyan Champion, yarışı bitiremez çünkü, iki esrarengiz adam tarafından kaçırılmıştır. Madam Souza, çok sevdiği torunu Champion'u kurtarmak için yola düşer ve yanına şişko köpekleri Bruno'yu da alır. Atlantik'in karşı kıyısında ki, Belleville şehrine geldiklerinde, şehrin korkutucu ve esrarengiz havasından dolayı ne yapcaklarını bilemezler. İşte o anda, Belleville'li tripletçileri yardımlarına koşar, üç yaşlı kadından oluşan bu grup, Champion'u bulmak için Madam Souza'ya yardım ederler. Champion'un, Fransız Mafya'sı nın elinde olduğunun anlayan, Madam Souza ise zaman kaybetmeden torununu kurtarmak için planlar yapmaya başlamıştır bile. Her yönden, özgün ve kaliteli bir animasyon filmi. Sıfıra indirilmiş diyaloglar, kusursuz macera dozu ve müzikleri ile benim ilgimi çokça çekmiş bir yapım. Animasyon seven herkese, rahatlıkla tavsiye ederim. İyi Seyirler

5.01.2010

The Big White (Arapsaçı)


Kenarda köşede kalmış ve gereken popülerliği yakalayamamış, filmlere bayılırım. The Big White'da, işte tam bu filmlerden biri. Gerek doğa koşulları'nın filme getirdiği görsellik, gerek oyuncu performansları ve gerekse de kara mizah tarzını iyi yansıtması ile benden 10 üzerinden 7.5 almayı hak etti. Öncelikle, film doğa koşulları itibarı ile bende hep merak uyandırmış olan, Alaska'da geçiyor. Karlar altında ki o kasaba, içi boş mekanlar ve huzursuz ve hafif sinirli komik insanlar. Hepsi, tam anlamıyla filme bir hava katıyor, aynı Fargo gibi. Belki, filmi bu kadar beğenmem de ki neden , Fargo'ya benzetmiş olmasıdır.

Paul Barnell(Robin Williams) ve karısı Margeret(Holy Hunter) büyük mali sıkıntı içinde, Alaska'da yaşayan bir çifttir. Paul, gerek sahip olduğu turizm bürosunun devamı için, gerekse de karısı Margeret'ın psikolojik tedavisi için yüklü bir paraya ihtiyacı vardır. Tek umudu ise, 3yıldır ortalarda olmayan kardeşi Raymond'ın(Woody Harrelson) hayat sigortasıdır. Fakat, Alaska yasalarına göre kayıp olan kişinin , 5yıl bulunamaması üzerine ancak sigorta parasını alabilmektedir. Bu durumda Paul'un aklına şeytanca bir fikir gelir ve birgün iş çıkışı çöpte bulduğu donmuş cesedi, kardeşi Raymond'a benzetmeye çalışır. Kaza ile öldüğü imajını verip, 1 milyon dolar alma peşine düşer. Fakat, uyanık sigortacı, eşcinsel mafya bozuntuları ve gerçek Raymond'ın çıkıp gelmesi tüm işleri Arapsaçı'na döndürür.

The Big White, kaliteli oyuncu kadrosu ve başarılı kurgusu ile benim çok hoşuma giden bir film oldu. Kara hasret kaldığımız bu kış günlerinde, karlar içinde geçen sıcak ve samimi bir suç filmi. Tavsiyemdir, iyi seyirler.

28.12.2009

Son 10 Yılın En İyi 20 Yabancı Filmi

Son 10 yılın en iyi filmlerini seçmek gerçekten çok zormuş. Sinema bilgisine çok güvendiğim en yakın dostum, Kieran ile başladığımız film seçimlerinde, ilk başta 40'a yakın film seçtik. Bu 40 filmden, 20 filme iniş hiçde kolay olmadı , bizim için. Ama, sonunda bir liste oluşturmayı başardık. Unuttuklarımız veya öne aldıklarımız olabilir ama bu kişisel bir liste. Sizlerinde, önerilerinizi bekleriz...


1- Oldboy (2003-Güney Kore)

Yönetmen: Chan-Wook Park
Oyuncular: Choi Min-sik, Dal-su Oh, jin-seo Yun ve Yoo Ji-Tae
Süre: 120dk.
Tür: Aksiyon, Gerilim, Dram



2- V for Vandetta (2006- ABD-İngiltere)

Yönetmen: James Mc Teigue
Oyuncular: Natalie Portman, Hugo Weaving, John Hurt, Stephan Rea ve Stephen Fry
Süre: 2saat 20dk.
Tür: Bilim-Kurgu, Fantastik, Gerilim, Politik




3- Amores Perros (2000-Meksika)

Yönetmen: Alejandro Gonzalez Inarritu
Oyuncular: Gael Garcia Bernal, Adriana Barraza, Marco Perez ve Goya Toledo
Süre: 2saat 34dk.
Tür: Dram, Suç




4- Cidade de Deus (2002-Brezilya)

Yönetmen: Fernando Meirelles
Oyuncular: Alice Braga, Matheus Nachtergaele, Alexandre Rodrigues ve Douglas Silva
Süre: 2saat 10dk.
Tür: Aksiyon, Suç, Dram



5- The Prestige (2006-ABD)

Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular:Hugh Jackman, Christian Bale, Scarlett Johansson ve Micheal Caine
Süre: 128 dk.
Tür: Fantastik, Gizem, Gerilim




6- The Curious Case of Benjamin Button (2007-ABD)

Yönetmen: David Fincher
Oyuncular: Brad Pitt, Cate Blanchett, Tilda Swinton
Süre: 2Saat 46dk.
Tür: Biyografi, Fantastik, Dram ve Romantik




7- Avatar (2009-ABD)

Yönetmen: James Cameron
Oyuncular: Michelle Rodriguez, Sam Worthington, Giovanni Ribisi ve Zoe Saldana
Süre: 2Saat 46dk.
Tür: Fantastik, Bilim-Kurgu




8- Memento (2000-ABD)

Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Carrie-Ann Moss, Guy Pearce, Joe Pantoliano ve Thomas Lennon
Süre: 1Saat 88dk.
Tür: Psikolojik, Dram, Gerilim



9- Das Laben Der Anderen (2006-Almanya)

Yönetmen: Florian Henckel von Donnersmarck
Oyuncular: Sebastien Koch, Martina Gedeck, Ulrich Tukur ve Ulrich Mühe
Süre: 2Saat 17dk.
Tür: Dram, Gerilim



10- The Departed (2006-ABD)

Yönetmen: Martin Scorsese
Oyuncular: Leonardo DiCaprio,Matt Damon , Jack Nicholson ve Mark Wahlberg
Süre: 2saat 31dk.
Tür: Suç, Casusluk, Gerilim



11- El Laberinto Del Fauno (2006-ABD ve İspanya)

Yönetmen: Guillermo del Toro
Oyuncular: Ivana Baquero, Maribel Verdu, Doug Jones Sergi Lopez
Süre: 2saat
Tür: Fantastik, Gizem, Korku




12- Eternal Sunshine of The Spotless Mind (2004-ABD)

Yönetmen: Michel Gondry
Oyuncular: Jim Carrey, Kate Winslet, Elijah Wood ve Kirsten Dunst
Süre: 1saat 48dk.
Tür: Psikolojik, Fantastik, Dram, Romantik



13- Amelie (2001-Fransa)

Yönetmen: Jean Pierre Jeunet
Oyuncular: Audrey Tautou,Dominique Pinon,Yolande Moreau ve Mathieu Kassovitz
Süre: 120dk.
Tür: Dram, Komedi, Romantik



14- Bin-Jip (2004-Güney Kore)

Yönetmen: Kim Ki-duk
Oyuncular: Seung-yeon Lee, Hyuk-ho Kwon,Jae Hee, Hyun-kyoon Lee ve Ju-seok Lee
Süre: 1saat 30dk.
Tür: Dram, Romantik



15- Gran Torino (2008-ABD)

Yönetmen: Clint Eastwood
Oyuncular: Clint Eastwood, Anhey Her, John Lynch ve Brian Hove
Süre: 1saat 56dk.
Tür: Suç, Dram



16- Mulholland Drive (2001-ABD)

Yönetmen: David Lynch
Oyuncular: Naomi Watts, Melissa George,Laura Harring, Robert Forster
Süre: 2saat 25dk.
Tür: Gerilim, Fantastik, Psikolojik



17- No Country For Old Men (2007-ABD)

Yönetmen: Joel Coen, Ethan Coen
Oyuncular: Javier Bardem ,Tommy Lee Jones, Woody Harrelson ve Josh Brolin
Süre: 120dk.
Tür: Aksiyon, Suç, Gerilim



18- Kill Bill (2003-ABD)

Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Uma Thurman, lucy Lui, Micheal Madsen, Darly Hannah ve David Carradine
Süre: 1saat 51dk.
Tür: Aksiyoni, Dram, Gerilim



19-Lat Den Ratte Komma In (2008-İsveç)

Yönetmen: Tomas Alfredson
Oyuncular: Lina Leandersson,Kare Hedebrant, Anders T. Peedu,Henrik Dahl
Süre: 1saat 54dk.
Tür: Korku, Gerilim, Dram, Romantik



20- The Pianist (2002- Almanya-Fransa)

Yönetmen: Roman Polanski
Oyuncular: Adrien Brody, Emilia Fox, Ed Stoppard ve Anthony Miller
Süre: 2saat 30dk.
Tür: Biyografi, Dram , Savaş

27.12.2009

Son 10 Yılın En İyi 20 Türk Filmi

İlk önce listeyi 10 film olacak şekilde hazırlamıştım aslında.Ancak kimi filmler "gönül kontenjanı" kapsamına girdiği için onları da eklemeden edemedim ve ortaya 16 film çıktı.Son olarak,16'nın bu tip listelemeler için uygun bir rakam olmadığına karar verdim ve film sayısını 20'ye çıkardım.Tabii bu sebepten son bir kaç film aslında çokta sevmemiştim kategorisine girebilir.Ayrıca listenin objektifliği adına favori yönetmenlerimden 2'den fazla film seçmemeye özen gösterdim ve büyük yankı getiren filmlere de yer vermeye çalıştım.Hepsi hakkında bir şeyler karaladım ve filmleri seçerken objektif davranmaya çalıştım.Yalnız,yorumlar tamamen subjektif niteliktedir.


1-Sonbahar-(Özcan Alper):Son 10 yılın kesinlikle en iyi Türk filmi.Yönetmen Özcan Alper'i şimdiden Türk sinemasının usta yönetmenleri arasına sokabilecek nitelikte bir proje.Ölüm orucu ekseninde,cezaevlerindeki uygulamalara,hayata,doğaya ve tabii ki ölüme keskin,gerçekçi bir bakış...Son 10 yılın en iyisi.

2-Uzak-(Nuri Bilge Ceylan):Ne Üç Maymun'da ne de İklimler'de Uzak'ı izlediğimde hissettiklerimi hissedebildim.Filmin her karesi ayrı bir fotoğraf,her biri ayrı bir şey anlatıyor...Özellikle kar altındaki İstanbul sahneleri görülmeye değer.Karakterlerin bizzat hayatın içinden olması ve kameranın günlük yaşantılarına tanıklık etmesiyle de ayrıca ilgimi çekmişti.Kişilerin hayattan beklentiler,geleceğe dair duydukları endişe ve umutsuzluk...Hepsi Uzak'ta idi.

3-Yazgı-(Zeki Demirkubuz):Zeki Demirkubuz'un Camus uyarlaması Yazgı...Varoluşun sıradanlığında kaybolan,seçimleri arasında fark gözetmeyen belki de gözetemeyen bir karakter.Türk sinema tarihinin en ilginç yapımlarından biri.Serdar Orçin'in oyunculuğuyla erkenden zirve yapması ve büyük ihtimalle bir daha asla o performansa ulaşamayacağı gerçeği filmin en kötü yönü.

4-Beş Vakit-(Reha Erdem):Reha Erdem kurgusu ve olağan üstü dialoglarıyla aklımda yer etmiştir hep.Beş Vakit'te öyle bir kasaba sıcaklığı ve çocuk oyuncularla çekilen insana ait bir film.İlk 5'e girebilecek kadar iyi çekilmiş,iyi kurgulanmış.

5-Yumurta-(Semih Kaplanoğlu):Kasabalı Yusuf'un hayatındaki problemlere Reha Erdem'in bakışından daha kötümser daha gizemli bir bakış.Filmin başından itibaren rahatlıkla alabileceğiniz bir his veriyor Yumurta ama o hissi tam tarif edebilmek güç...

6-Kader-(Zeki Demirkubuz):Listemize iki filmle girebilen üç yönetmenden biri.Son on yılın listesini oluşturduğumuz için dışarıda kalan Masumiyet'in ve karakterlerinin ilk hali...Bekir'in aşk mı,kader mi bilemediği,bir türlü terkedemediği umutsuz alın yazısının hikayesi...

7-Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak-(Ahmet Uluçay):Üstüne söylenebilecek fazla bir söz yok.Allah rahmet eylesin.Tek uzun metrajlı filmi dahi Türk sinemasının köşe taşlarından biri olmaya hak kazanmıştır.

8-Takva-(Özer Kızıltan):Şahsen çok önemli bir film olarak görüyorum Takva'yı.Türkiye'deki din gerçeğini çok gerçekçi anlatıyor.Erkan Can'ın oyunculuğunu da filmle birlikte hatırlanması gerek...

9-Yazı Tura-(Uğur Yücel):Uğur Yücel'in oyunculuğu bitirdikten sonra yönetmenlikte de çığır açmaya başladığı ilk filmi.Gerçi aynı başarıyı Hayatımın Kadınısın'da sürdürdüğünü söyleyebilmek zor.Yazı-Tura'da listemizdeki çoğu film gibi gerçekçilikten ve taşradan besleniyor.Nevşehir,Olgun Şimşek ve Kenan İmirzalıoğlu da başarıyla bu filme eşlik ediyor.

10-Gönül Yarası-(Yavuz Turgul):Bir Yavuz Turgul-Şener Şen işbirliği daha ve ucu -ne hikmetse- yine taşraa dayanan sıcak,naif ve içli bir öykü daha.Ayrıca,Timuçin Esen'in parladığı döneme denk gelmiştir...

11-Babam ve Oğlum-(Çağan Irmak):Yüne hüzün,yine kasaba...Diğerlerinden farkı Babam ve Oğlum'un hepsinden daha fazla duygusal öğelere sahip olması...

12-Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?-(Ezel Akay):Bu film Türk sinema tarihinin en iyi tarihi filmlerinden biri...Hem tarihe farklı bir bakış açısıyla bakabilmesinden hem de filmin içindeki klasik Ezel Akay öğelerinden dolayı tüm övgüleri sonuna kadar hak ediyor...

13-Gölgesizler-(Ümit Ünal):Hasan Ali Toptaş'ın olağanüstü romanından uyarlanan Gölgesizler varoluşu ve belirsizliği taşrada işlemesi bakımından ilginç ve Ümit Ünal'ın romana sadık kalması sonucunda doğan Kafkaesk anlatım tarzıyla sinemamızda bir ilk...

14-Vavien-(Taylan Biraderler):Film bir ay kadar geç vizyona girmiş olsaydı şu an bu listede olamayacaktı şüphesiz.Veri 10 yılın son günlerinde görmüş olsakta kanımız çok ısındı ve listeye 14.sıradan girdi.Vavien'de bir kasaba hikayesi,kasabanın üzerinden insanların "hallerinin" anlatıldığı hoş,sıcak bir film.

15-Yaşamın Kıyısında-(Fatih Akın):Kesişen hayatlar,İstanbul,Karadeniz.Her biri için izlenebilir...

16-Korkuyorum Anne-(Reha Erdem):Klasik bir Reha Erdem filmi.Sadece filmde geçen diyalogların hatrına bile bu listeye girebilir ki çok daha fazlası var.

17-Pardon-(Mert Baykal):Ferhan Şensoy'un en başarılı sinema hamlesi.Çok özel bir film,en komik değil belki ama en fazla tebessüm ettiren film.

18-Issız Adam-(Çağan Irmak):Herhalde adı geçen filmler arasında en popüleri Issız Adam.Biraz da bu yüzden onu alt sıralara aldım.Hakkında yazılacak pek bir şey yok.Zira film hakkında hemen herkes fikir sahibi.Güzel bir aşk filmi diyoruz.Güzel güzel izleyin...

19-Vizontele-(Yılmaz Erdoğan):Listeyi tamamlamak adına girmiş olsa da ilginç çekim teknikleri,yoğun komedi unsurları ve yüksek bütçesiyle sinemamızda önemli bir yer tuttuğunu söylemeliyiz.

20-Fasulye-(Bora Tekay):Listemizin en yaşlı filmi.Fasulye çekileli tam 10 sene olmuş ve ben bu 10 senede Bora Tekay'ın adını bir kez olsun duymadım.Kendisi şu an ne yapıyor bilmiyorum ama Fasülye'nin bu "top 20" listesindeki en sıradışı,en keyifli film olduğunu söyleyebilirim.Selim Erdoğan'ın da Fasulye'den sonra bir türlü dikiş tutturamaması Fasulye'nin hayırlı bir film olmadığına mı işaret etmektedir acaba?

Son olarak sizin önerileriniz,eklemek istedikleriniz hatta ayrı bir listeniz varsa lütfen buyurunuz...

24.12.2009

Being There (Bir Yerde)


İngiliz komedi ustası Peter Sellers'ın muhteşem bir filmini sizlerle paylaşmak istiyorum. Hepimizin aklına Pembe Panter serisi ve absürd-komedi tarzında ki filmleriyle gelen büyük oyuncu, bu sefer bambaşka bir rol üstlenmiş. Filmde yine bir nebze absürdlük var ama yoğun dram ağı filmin genelinde kendini hissettiriyor. 1979 yapımı film, 1980'de ölen Peter Sellers'ın son bir kaç filminden biri. Bu filmdeki, oyunculuğu ile sadece komedi oyuncusu olmadığını tüm dünyaya göstermiş ve Oscar'a aday olmuştur ve birçok ödül kazanmıştır. Polonyalı yazar, Jerzy Kosinski'nin kitabından sinemaya aktarılan filmin, yönetmenliğini ise Hal Ashby üstlenmiştir. Baştan söylemek gerekir ise, filmin ilk 15-20dk.'sı inanılmaz sıkıcı başlıyor ama bu ilk dakkalara sabrederseniz, film daha sonra hızlanıyor ve boşuna beklemediğinizi anlıyor ve inanılmaz keyif alıyorsunuz.

Chance, kendini bildiğinden beri yaşlı bir adamın evinde bahçıvanlık yapmış ve bir kez bile olsun adımını dışarı atmamıştır. Bütün hayatı, yetiştirdiği bitkiler olan Chance, diğer vakitlerinde ise bol bol televizyon izlemektedir. Yaşlı adamın ölümünden sonra, avukatlara yaşlı adamla yaşadığına dair hiçbir kanıt sunamayan Chance, istemeden de olsa elinde bavulu yollara düşer. Okuması-yazması olmayan, kimliği dahil bulunmyana karakterin, sahip olduğu tek şey bavulu ve uzaktan kumandasıdır. Sokaklarda, yürürken Chance'in şansı bir şeilde döner ve çok zengin ve nüfuzlu bir eve misafir olur. Saflığı ve içten duruşu ile ev sakinleri ve dostlarının, tüm güvenini kazanan Chance'in adı zamanla bir efsana haline bile gelir ve traji-komik olaylar birbirini izler...

Peter Sellers'ın muteşem ötesi bu filmini herkese tavsiye ederim. Kişisel olarak Sellers benim favori komedyenim ama dram ağarlıklı bu filmde ki, oyunculuğu ile herkese, ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu göstermiştir. Senaryo, zaten ünlü Polonyalı yazarın kitabından uyarlanma. Her yönü ile bir başyapıt sayılabilir. İyi seyirler.

imdb puanı:8.0