Pages

26.11.2010

Bukowski Yazıları...



BARLAR ÜZERİNE:
Barlara pek gitmiyorum artık. Sistemimden çıkardım onları. Şimdi bir bara girdiğimde öğürüyorum, O kadar çok bar gördüm ki, yetti bana -gençken yapılacak iştir bara gitmek, biliyor musun, bir hatun kaldırmaya çalışmak, birileriyle dövüşmek filan, bütün o maço saçmalık - benim yaşımda yapılacak iş değil. Barlara işemek için giriyorum artık. Yıllarımı geçirdim barlarda. Bara girip kusmak için doğru helaya giderdim, oraya varmıştı iş.

ALKOL ÜZERİNE:
Alkol bu dünyaya gelmiş en muhteşem şeylerden biri muhtemelen -beni saymazsak tabii ki. Evet. bu dünyaya gelmiş en muhteşem iki şeyi saptadık. İşte. iyi anlaşırız ben ve alkol. Çoğu insan için yıkıcıdır. Ben onlardan biri değilim. En yaratıcı yazılarımı sarhoşken yazmışımdır. Kadınlarla bile, ben biraz çekingenimdir sevişme konusunda, bu yüzden alkol bana cinsel olarak daha özgür olma olanağı tanımıştır. Alkol özgürlüktür benim için, çünkü ben esas olarak içine kapanık, mahcup biriyim, oysa alkol bana bir kahraman olma, pervasızca işler yapıp uzay ve mekanda uzun adımlarla yürüme fırsatı tanır. bu yüzden seviyorum. evet.

SİGARA İÇMEK ÜZERİNE:
Seviyorum sigara içmeyi. Duman ve alkol birbirlerini dengeliyor. Eskiden deli gibi içtikten sonra uyanırdım ve ellerim nikotinden sapsarı olurdu, eldiven gibi. kahverengi nerdeyse. içimden, " Hasiktir. ciğerlerim ne haldedir kim bilir? Aman Allahım!" diye geçirirdim.


KEDİLER ÜZERİNE:
Kedilerin arasında olmak çok iyidir. Kendini kötü hissediyorsan kedilere bakar ve kendini çok daha iyi hissedersin, çünkü onlar her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu bilirler; öyle fazla heyecanlanmak ya da üzülmek için bir neden yok. Onlar bunu bilirler. Kurtarıcıdır kediler. Ne kadar çok kedin varsa o kadar uzun yaşarsın. Yüz kedin varsa on kedin olduğunda yaşayacağının on katı daha uzun yaşarsın. Bu gerçek bir gün keşfedilecek ve herkesin binlerce kedisi olacak ve kimse ölmeyecek. Gerçekten çok saçma.

YAZMAK ÜZERİNE:
Asla gündüz yazmam. Çıplakken alış veriş merkezinde koşmak gibi bir şey gündüz yazmak. Herkes seni görür. Gece. işte o zaman numara çekebilirsin. sihir.

İNSANLAR ÜZERİNE:
İnsanlara fazla bakmam. Rahatsız edicidir. Birine çok fazla bakarsan onun gibi olmaya başlarsın derler.

ŞÖHRET ÜZERİNE:
Öğütür insanı. Fahişedir, kancıktır, tüm zamanların en büyük öğütücüsüdür. Ben şanslıyım, çünkü Avrupa'da büyük bir şöhretim var, burdaysa fazla tanınmıyorum. Dünyanın en talihli adamlarından biriyim. Şanslı bir köpek. Şöhret korkunç bir şey gerçekten. Sıradanlık cetvelinde bir ölçüdür, birinci viteste çalışan beyinler. Değersizdir. Seçkin bir seyirci çok daha iyidir.

YALNIZLIK ÜZERİNE:
Hiç yalnız hissetmedim kendimi. Bir odada tek başıma kaldım, intiharın eşiğinde. Kendimi çok kötü hissettiğim oldu, ama hiçbir zaman birinin odaya girip kendimi daha iyi hissetmemi sağlayacağını düşünmedim. ya da birkaç kişinin. Başka bir deyişle, yalnızlık beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir, çünkü yalnız kalmaya doyamam. Ben kendimi insan dolu bir odada ya da tezahürat yapan seyircilerle dolu bir tribünde en yalnız hissederim. Ibsen'den bir alıntı yapacağım: "En güçlü insanlar genellikle yalnızdır." Hiçbir zaman içimden, "şuh bir sarışın içeri girip beni düzecek, taşaklarımı ovacak ve kendimi daha iyi hissedeceğim," diye geçirmedim. Hayır, onun hiçbir yararı olmaz. İnsanları bilirsin, "Hey, Cuma akşyokı, ne yapacağız? Burda kös kös oturacak mıyız?" Evet, kesinlikle. Çünkü yok dışarıda bir şey. Aptallık sadece. Aptal insanlarla fingirdeyen aptal insanlar. Geceye koşa koşa çıkmak gibi bir ihtiyaç içinde olmadım hiçbir zaman. Barlarda gizlendim, çünkü fabrikalarda gizlenmek
istemiyordum. Hepsi bu. Milyonlarca insan adına özür dilerim, ama ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Kendimden hoşnutum. Bildiğim en iyi eğlence kendimim. Biraz daha şarap içelim!

GÜZELLİK ÜZERİNE:
Güzellik diye bir şey yok, özellikle insan yüzünde. fizyonomi dediğimiz şey. Hatlar arası uyum söz konusudur, matematikseldir. Burun fazla göze batmasın, yanlar modaya uygun olsun, kulak memeleri fazla iri olmasın, saçlar uzun. Genellemelerden oluşmuş bir serap. Kimileri bazı yüzleri harikulade bulur, ama gerçekte, son kertede, değillerdir. Sıfıra eşitlenmiş cebirsel bir denklem. "Gerçek güzellik", tabii ki, kişilikte yatar. Kaşların biçiminde değil. Pek çok kadın bana beni harikulade bulduklarını söylemiştir. oysa benim yüzüme bakmak bir kase çorbaya bakmaktan farksızdır.

ÇİRKİNLİK ÜZERİNE:
Yoktur çirkinlik diye bir şey. Biçimsizlik vardır, ama dışa dönük bir çirkinlik yoktur. Ben konuştum.

CESARET ÜZERİNE:
Cesur insanların çoğunun hayal gücü zayıftır. İşler yolunda gitmezse başlarına gelecekleri kestiremezler sanki. Gerçekten cesur olanlar hayal güçlerini yenip yapmaları gerekeni yapanlardır.

KORKU ÜZERİNE:
Hakkında hiçbir şey bilmiyorum.

ŞİDDET ÜZERİNE:
Şiddetin çoklukla yanlış yorumlandığını düşünüyorum. Belli bir şiddet gereklidir. Hepimizin içinde çıkmayı talep eden bir enerji var. O enerji bastırılırsa deliririz. Hepimizin arzuladığı o mutlak huzur hali arzulanacak bir bölge değildir. Bir şekilde yapımıza uygun değil. Boks maçlarını seyretmeyi bu yüzden seviyorum, gençliğimde de bu yüzden severdim arka sokaklarda dövüşmeyi. "Enerjinin şerefli bir biçimde dışa vurulması," bazen şiddet olarak yorumlanır. "İlginç delilik" ve "iğrenç delilik" vardır. Şiddetin de iyi ve kötü biçimleri var. Yani belirsiz bir sözcük şiddet. Başkalarına fazla zarar vermedikçe yerine göre iyi olabilir.

İNANÇ ÜZERİNE:
İnanan insanlar için iyidir inanç. Benim sırtıma yüklemeyin ama. Bir tesisatçıya kutsal ruhtan daha fazla inancım var benim. Tesisatçılar son derece yararlı bir iş yaparlar. Bokun akmasını sağlarlar.

GELENEKSEL AHLAK ANLAYIŞI ÜZERİNE:
Cehennem olmayabilir, ama yargılayanlar bir tane yaratabilir. İnsanlara çok fazla şey öğretildiğini düşünüyorum. Her şey fazla öğretiliyor. Başına gelenlerden öğrenebilmelisin, tepkinden. Tuhaf bir sözcük kullanmak zorundayım burda. "İyi". Nerden geldiğini bilmiyorum, ama hepimizin içinde doğuştan bir iyilik damarı olduğunu düşünüyorum. Tanrı'ya inanmıyorum, ama içimizdeki o iyilik damarına inanıyorum. O damarı beslemek mümkün. Tampon tampona trafikte biri sana yol verdiğinde sihirdir her seferinde. Umut verir insana.

22.11.2010

Going The Distance (2010)


Uzun zamandır romantik-komedi izlememenin verdiği bir hevesle izledim Going the Distance'ı. Başrollerini, Drew Barrymore ve Justin Long'un paylaştığı yapımın yönetmeni ise, Nanette Burstein. Film, 2000'li yılların sonlarına doğru ilişki çeşitlerinde yerini almış uzak mesafe aşkı'nı konu alıyor. Bireylerin kariyer odaklı yaşamları zaman zaman şehir değiştirmelerine hatta ülke değiştirmelerine bile neden oluyor. Geride bıraktıkları aşkı ise gelişen teknoloji sayesinde hiç ayrılmamış gibi yaşamaya çalışıyorlar. Tabiki sadece bir kaç aylığına, daha sonra bireyler yaşadıkları sanal birliktelikten sıkılıyor ve ilişkileri ya bitiyor, ya da bir taraf fedakarlık yapıp diğerinin yanına gidiyor. İşte filmimizin basitçe bu konu üzerine kurulu. Erin ve Garrett, New York'da tanışmış ve ilişkileri aşka dönüşmüş bir çifttir. Erin'in iş için Californiya'ya gitmesi ilişkileri açısından dönüm noktası olur ve çiftimiz uzak mesafeli aşkı yaşmaya başlarlar. Zamanla yaşadıkları heyecan , sıkıntı ve ızdırıba dönüşmeye başlar ve ilişki hakkında karar alınması gereken an gelir... Konu olarak güzel dursada, kurguda ki eksiklikler, filmin sıkıcı ve durağan yapısı, filmi vasat altı kılıyor. Ayrıca, başrol oyuncuları Justin Long ve Drew Barrymore bana göre pek uyumlu bir ikili değil ve oyunculukları ortalamanın altı. Herşeye rağmen, boş bir vakitte izlenebilir, iyi seyirler...

15.11.2010

Unutulmaz Sahneler ve Replikler #5



Frenleri kullanma; arabalar gitmek için yapılmıştır, durmak için degil!
Michel Poiccard "A Bout de Souffle-Serseri Asiklar"

12.11.2010

The Extra Man (2010)


The Extra Man'i, son günlerde izlediğim en ilginç filmlerden biri olarak belirtebilirim. Yönetmenliğini, Robert Pulcini ve Shari Springer Berman'ın üstlendiği film, Jonathan Ames'in aynı adlı eserinden beyaz perdeye aktarılmış. Kevin Kline ve Paul Dano ise başrolleri paylaşıyor. Yardımcı rollerde ise, Katie Holmes, John C. Reilly ve Celia Weston gibi isimler karşımıza çıkıyor.

Tür olarak belli bir kalıba pek sığmayacak ama genel olarak absürd-komedi tadında olan bir yapım. Film, Princeton'da araştırma görevlisi olan, Louise Ives'in hayatında yaşadığı gelgitleri ve ne olmak istediğin seçme konusunda yaşadığı sıkıntıları anlatıyor. Louise, ya Fitzgerald'ın romanlarında ki gibi bir centilmen olacaktır ya da cinsel hazlarına ket vurmayan özgürlükçü bir birey. İşte tam bu noktada, Princeton'da ki görevinden ayrılan Louise, hem ne istediğine karar vermek için hem de yazar olabilme ümidi ile New York'a gelir. New York'da çılıgın ve deli dolu bir oyun yazarı olan Henry Harrison ile aynı evi paylaşmaya başlayan Louise, zamanla bu ihtiyar adamla yakınlaşır ve dost olur. Henry'nin işi New York'lu yaşlı ama zengin sosyetik bayanlara eskortluk etmektir. Louise, ilk başlarda bu işi yadırgasa da Henry'e eşlik etmeye başlar. Diğer yandan ise, bir vahşi yaşam dergisinde iş bulan Louise,kalbini kaptıracağı Mary ile burda tanışır.

Absürd-komedi filmlerden hoşlananlara tavsiye edilebilecek eğlenceli ve komik bir film. Ayrıca, Kevin Kline ve Paul Dano'nun oyunculukları da çok dikkat çekici ve başarılı. İyi seyirler...

11.11.2010

16 Things You Didn’t Know About Sleep

16 Things You Didn't Know About Sleep
Via: Psychology Degree

Greenberg (2010)


The Squid and The Whale ile adını duyuran yönetmen Noam Baumbach'ın, senaryosunu eski eşi Jeniffer Jason Leigh ile oluşturdukları, Greenberg filmi pek dikkat çekmeyen ama vurucu nitelikleri olan bir yapım. Başrollerini, Ben Stiller ve Greta Gerwig üstlendiği film, genel olarak depresif ve hayatta istediğini bir türlü yakalayamamış insanların yaşama çabaları üzerinde dönüyor. Zaman zaman sıkıntı vermiyor değil ama, gerek Stiller'in başarılı oyunculuğu, gerek mizah yönü taşıyan karakterler gerekse de Californiya'nin kış güneşli sonbahar havası, izleyiciyi tatmin ediyor. Zira, bu tempo ile filmin New York veya Boston'da filan geçtiğini düşünemiyorum. Neyse, filmin konusuna dönersek eğer; Roger Greenberg(Ben Stiller), orta derece bir Rock Star olma şansını zamanında kaybetmiş. Psikolojik problemler yaşayan, hayatta bir türlü düzen ve yol tutturamamış 40'li yaşların başında bir adamdır. Bir süreliğine hiçbir şey yapmamak ve hayatını gözden geçirmek için, erkek kardeşinin Los Angeles'da ki evine taşınır. Kardeşinin, Vietnam'da olması nedeni ile hafif bir yalnızlık yaşayan Roger, yalnızlığını eski arkadaşları ve kardeşinin asistanı Florence ile atmaya çalışır. Florence, 20'li yaşların sonlarında duygusal açlık yaşayan, iyi niyetli bir kızdır. İkilinin zamanla arasında duygusal bir haraketlenme oluşur ve film süprizsiz ve sessiz sakin bir şekilde biter. Greenberg, herkese tavsiye edebileceğim bir film kesinlikle değil. Ama, yeni dönem Amerikan Bağımsız Sinemasın'dan hoşlanan ve depresif filmleri kaldırabilenler kesinlikle izlesinin.

Filmden bir kaç vurucu replik:

-florence: do you think you could love me?
roger: i.. i don't know, florence.

-ivan schrank: youth is wasted on the young.
roger greenberg: i'd go further. i'd go: life is wasted on people.

-roger: hurt people, hurt people...

14.10.2010

Deniz Kabukları




Deniz kabukları, renkli, parlak;
çocukların bulduğu.
Deniz kabukları, ince, yuvarlak;
içlerinde rüzgârın uğultusu.

Türkü söyler yüce deniz içlerinde-
görülür müzelerde ışıldadıkları;
sonra eski liman meyhanelerinde,
sonra çocuk odaları...

Deniz kabukları, ince, yuvarlak;
dinle! rüzgârın türküsü duyduğun!
Deniz kabukları, renkli, parlak;
Bir zamanlar çocuklukta bulduğun!

Wolfgang Borchert

12.10.2010

Chatroom (2010)


FİLM EKİMİ 2010

Gerilim filmleri ile bugüne kadar ön plana çıkmış Japon yönetmen,Hideo Nakata, bu sefer gerilim öğelerini biraz düşük tutmuş. Ve, psikolojik ve dram öğelerini ön planda tutan bir film ortaya çıkarmış. İngiliz, Japon ortak yapımı olan film, bir grup Londra'lı gencin internet ortamında yaşadığı gerçek dışı ve tehlikeli oyunlarına odaklanıyor. William ve sanal arkadaşları Eva, Jim, Emily ve Mo, Chelsea Gençleri adını verdikleri chat odasında toplanıyor ve problemlerini ve çıkmazlarını birbirileri ile paylaşıyordur. İlk baştan beri, yardım sever tavırları ile dikkat çeken ve sanal ortamda bu gençlerin lideri gibi haraket eden William aslında sanal alemde kendini gösterdiği gibi biri değildir. Derin psikolojik sorunlar içinde boğuşan William, hem kendisi hem de sanal arkadaşları için büyük bir tehlike oluşturmaktadır. İlk başlarda sıkıcı ve durağan başlayan film dakikalar geçtikçe daha fazla hareketleniyor ve seyircinin dikkatini çekmeyi başarıyor. Günümüz gençliğinin, psikolojik ve sosyal sorunlarına da değinen bu film, internet'in ne kadar faydalı olsa da, tehlikeli bir şekilde kullanımının gençlere ne kadar zarar verebileceğinide gösteriyor. Ortalamın üstünde bulduğum bir film, açıkçası izlemenizi tavsiye ederim...

5.10.2010

Unutulmaz Sahneler ve Replikler #4



'Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.'

John Keating, "Dead Poets Society

4.10.2010

FİLM EKİMİ VE BİLET BULAMAMA SIKINTISI...



Bu sene aşırı ilgi ve yoğunluk yine biletix gişelerinde kuyruklara neden oldu. İnternette ise, aşarı yığılmalardan dolayı satış işlemleri belli sürelerde yerine getirilemedi. Bundan dolayı heralde, en çok ilgi gören filmlere ek seanslar açılmış,

EK SEANS AÇILAN FİLMLER

BAŞKA BİR YERDE
8 Ekim Cuma, saat 24.00, Atlas

Ünlü Amerikalı yönetmen Francis Ford Coppola’nın kızı Sofia Coppola’nın geçtiğimiz günlerde Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan kazanan son filmi Başka Bir Yerde, Filmekimi’nde gösterilecek. Sofia Coppola’nın çocukluk anılarından esinlendiği filmin başrolünde Blade filminin kötü vampiri Stephen Dorff yer alıyor.

NEW YORK, I LOVE YOU
9 Ekim Cumartesi, saat 24.00, Atlas

Tıpkı Paris, Seni Seviyorum gibi New York, I Love You da bir şehrin nasıl bir aşk mektubuna dönüşebileceğini anlatıyor. Aralarında Fatih Akın, Yvan Attal, Mira Nair, Allen Hughes ve Natalie Portman’ın da yer aldığı on bir yönetmenin çektiği kısa filmlerin oyuncu kadrosunda Shia Laboeuf, Uğur Yücel, Robin Wright Penn, Orlando Bloom, Ethan Hawke, John Hurt, Irfan Khan ve Christina Ricci gibi önemli isimler bulunuyor.

AMCAM ÖNCEKİ HAYATLARINI HATIRLIYOR
15 Ekim Cuma, saat 19.00, Atlas

Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan, Festival seyircilerinin Tropikal Hastalık filmiyle tanıdığı Taylandlı yönetmen Apichatpong Weerasethakul’un son filmi de Filmekimi programında. Altın Palmiye kazanan ilk Tayland filmi olan 'Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor' Cannes Film Festivali’nin jüri başkanı Tim Burton’a göre “güzel, tuhaf bir rüya gibi”…

Bende, üç filme bilet alma şansı buldum, bunlar Sofia Cappola'nın Somewhere'i, Hideo Nakata'nın Chatroom'u ve Kornel Mundruczo'nun Duyarlı Evlat filmleri. Haftasonu ve akşam seanslarına talip olduğumdan dolayı çok sıkıntı yaşadım ve istediğim çoğu filme bilet bulamadım. Ama, elde var 3, mazallah bunu da bulamayabilirdim :)